Makroekonomik dengeleri tekrar düşünmeliyiz
İran ve ABD-İsrail arasındaki savaş bir ayı aşkın süredir devam ediyor. Bu durumun kısa sürede sona ermeyeceği her iki tarafın yaptığı açıklamalardan anlaşılıyor. Diğer taraftan savaşın Türkiye’nin reel sektörü üzerindeki etkileri ortaya çıkmaya başladı. Bu ortamda makroekonomik dengeleri yeniden konuşmak gerekiyor.
PMI verileri iç açıcı değil
İstanbul Sanayi Odası tarafından yayınlanan PMI verisi Şubat ayında 49,3 ile son 22 ayın en yüksek seviyesine ulaşmıştı. Mart ayı için açıklanan veriler manşet PMI endeksinin 47,9’a gerilediğini gösteriyor. Savaş ortamı talepte zayıflamaya neden olurken fiyat artışlarının da tüketici ve ihracat talebini azalttığı anlaşılıyor. İstihdam endeksinde uzun süredir gözlenen gerileme Mart ayında da devam etti. Mart ayında istihdamda gözlenen gerileme geçen yılın Eylül ayından beri görülen en sert gerileme oldu.
Sektörel olarak baktığımızda 50 kritik seviyesinin üzerine çıkarak genişleme gösteren tek sektör kimyasal, plastik ve kauçuk sektörü. Son aylarda genişleme bölgesinde olan gıda sektöründe bile Mart ayında gerilediğini gözlemliyoruz. Kara ve deniz taşıtları üretiminde sert bir gerileme gözleniyor. Geçtiğimiz dört ayda büyüyen elektrikli ve elektronik ürünler sektöründe de sert bir yavaşlama olduğunu gözlemliyoruz. Makine ve metal ürünler sektöründe de zayıflayan bir seyir var.
Üretim maliyetlerinde artış hemen hemen tüm sektörlere yayılmış vaziyette. Fakat en çok kimyasallar sektöründe dillendirildiği anlaşılıyor. Bu sektörde mart ayında yaşanan girdi fiyatlarındaki artışlar son iki yılın zirvesinde. Nihai mal fiyatlarındaki artış ise Şubat 2022’den beri en yüksek seviyesinde.
Ana metal sanayi gibi sektörlerde girdi maliyetlerinde yüksek artışlar dikkat çekerken satış fiyatlarında fazla yükseliş görülmedi. Talep koşullarındaki daralmanın fiyat artışlarının şimdilik sınırladığı söylenebilir.
İhracatın lokomotif sektörü olan kara ve deniz taşıtlarında üretimde sert yavaşlama hızla azalan talep koşullarına bağlanıyor. Yeni siparişlerdeki yavaşlamanın Covid19 dönemi ile karşılaştırılabilir seviyeye ulaşması sektör açısından endişe verici. Bu nedenle sektör girdi maliyetlerindeki artışı fiyatlara yansıtmakta zorlanıyor.
Tüketici geleceğe güvenle bakamıyor
Bu hafta açıklanan tüketici güven endeksleri tüketicilerin geleceğe dair kaygılı olduğunu gösteriyor. BloombergHT tüketici güven endeksi %10 gerileyerek 68,12 değerini aldı. Tüketicilerin enflasyon beklentileri artarken işsiz kalma kaygısı arttı. Dayanıklı tüketim malı ve konut alım eğiliminde ise sert gerileme gözlendi. TÜİK tarafından yayınlanan ekonomik güven endeksi mart ayında %2,8 gerileyerek 97,9 oldu. Bu endeksin 100 değerinin altında olması ekonomiye dair beklentilerin kötümser olduğu şeklinde yorumlanıyor. Endeksin alt kalemleri olan tüketici güven endeksi %0.8 gerilerken, reel kesim güven endeksi %3,9 geriledi. Bir başka deyişle, üreticiler geleceğe dair daha kaygılılar. Hizmetler sektörü üreticileri inşaat ve perakende sektörüne göre daha iyimser konumdalar.
Makroekonomik dengeleri yeniden düşünmek
Savaş koşulları makroekonomik dengeleri tekrar düşünmemizi gerektiriyor. Mevcut durumda iç ve dış talepte gözlenen daralmanın bir süre daha devam edeceğini düşünüyoruz. Son aylarda daha ılımlı seyreden finansal koşulların ise tekrar sıkılaştığını gözlemliyoruz. Bu gelişmeler ithal mal talebini azaltırken ihracattaki düşüşü dengeleyebilir. Diğer taraftan artan enerji maliyetleri ve turizm gelirlerindeki gerileme cari açık tarafında finansman ihtiyacımızı artıracak. Yabancı portföy çıkışlarının yaşandığı bir dönemde artan cari açık Merkez Bankası açısından rezerv yönetimini daha önemli hale getiriyor. Bu dönemde artan finansman maliyetlerine rağmen Türkiye’nin dış kaynak bulma konusunda sorun yaşamayacağını düşünüyoruz. Fakat önümüzdeki dönem için daha düşük büyüme, daha yüksek enflasyon ve cari açık dengesine göre para ve maliye politikalarını tasarlamak gerekiyor.
