1973 petrol krizi
1973 petrol krizinin bugün yaşadığımız petrol kriziyle aynı kefeye konulduğu günlerdeyiz. Gerçekten de 1973 yılında yaşanan petrol krizi, bugün Amerika ve İsrail’in İran’a yaptığı saldırılarla ortaya çıkan Basra Körfezinin kapanması ve güvensizlik ile meydana gelen durumun yarattığı petrol fiyatlarındaki artış ile aynı şekilde değerlendirilebilir mi?
İsterseniz 1973 krizine kısaca bir değinelim. 1973 senesinden evvel dünyada süregelen bir ekonomi ve enerji politikası sistemi mevcuttu. İkinci Dünya Savaşından sonra hayatımıza giren Bretton Woods Sistemi ve batılı ülkelerin sanayisinin petrole dayalı gelişim süreci, dünyanın temel lokomotifi olmuştu. Arap-İsrail savaşlarının en şiddetlendiği dönemlerde Yom Kippur savaşıyla, Ortadoğu ve tüm dünya karşı karşıya geldi. Arap ülkeleri daha önce kaybedilen toprakları İsrail’den almak için saldırıya geçtiler, akabinde başta Amerika ve batılı ülkelerin devreye girmesiyle İsrail savaşın başladığı güne oranla daha da çok toprak kazandı. Batı’nın bu müdahalesi doğal olarak savaşın bir tarafında yer alan Arap ülkelerini kızdırdı. Savaşın evvelinde kurulmuş olan OPEC yani Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü tarihte ilk ve belki de son kez Arap ülkelerinin liderliğinde petrolü batıya karşı bir silah olarak kullandı. Bu hamle bir sene içerisinde petrol fiyatlarını umulmadık noktalara getirdi. Doğrusunu söylemek gerekirse dünya ekonomisi tam anlamıyla durdu. Sadece sanayi değil insanların arabalarına koyacak benzini bile bulamadığı bir dönem yaşandı. Bu dönemin batıya ve Amerika’ya kısa, orta ve uzun vadede gösterdiği önemli dersler oldu. Japonya ve İngiltere gibi ülkeler geri adım atıp İsrail’i kınayıp hatta bazıları İsrail’e silah ambargosu uygulasa da Amerika Birleşik Devletleri İsrail’e desteğinden geri adım atmadı. Ve krizin ilerleyen dönemlerinde batı dünyası petrol fiyatlarını ürettiği ürünlere yansıtarak dünyada ciddi bir enflasyonun doğmasına sebep oldu. Batının ürettiği teknoloji silah ve buna benzer birçok sanayi malzemesini almaya ihtiyaç duyan Arap ülkeleri, petrolden kazandıkları paraları ihtiyaçlarını tedarik edebilmek için tekrar batı ülkelerine fahiş fiyatlar ödeyerek geri vermeye başladı. Dünya ekonomisinin batı merkezli bankalar üzerinden dönmesi ve Arap ülkelerinin petrolden kazandıkları paranın da batı bankalarında değerlendirildiğini düşünürsek aslında batı kendini dolaylı olarak finanse etmenin yolunu da bu şekilde bulmuş oldu. Petrolün maliyetini, bir şekilde petrolün fiyatını arttıranlara yükleyerek sürecin daha kısa sürmesine ve bir noktada bu krizin neticelenmesine sebep oldu. Bu krizde en büyük darbe yiyenler ise ne petrol üreten ne de sanayisi güçlü olan küçük ve orta ölçekli ülkeler oldu. Birçok Müslüman Afrika ülkesi bu süreçte çok büyük zararlar gördü.
Petrol, batının gözünde silaha dönüştü
1973 krizi sonrası batı dünyası enerjiye ve petrole bakışını tamamıyla değiştirdi. Artık petrol ve diğer enerji unsurları bir ekonomik unsur olmaktan çıkıp batının gözünde bir silaha dönüşmüştü. Önce kendi kendine yetebilmeye çalışan, enerji kaynaklarına yatırımlar yapıldı. Sonra teknoloji kullanılarak petrole sahip olan batı ülkelerinin rezervlerini ortaya çıkarma süreçleri hız kazandı. Ama belki hepsinden önemlisi Ortadoğu’da bu tepkiyi koyan ülkelerin üzerinde yıllar içinde tahakküm kurabilmek için yeni siyasi yaklaşımlar geliştirildi. İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyayı ekonomik olarak yönlendiren Bretton Woods sistemi çöktü. Ve bizi bu günlere taşıyan bambaşka bir ekonomik sistemle karşı karşıya kaldık. Bütün bunlar düşünüldüğünde 1973 krizi aslında sadece bir ekonomik ya da enerji kaynaklı kriz değil dünya siyasetini, Ortadoğu politikalarını ve küresel ekonomiyi kökten değiştiren bir sisteme doğru dünyayı çevirmeye başladı.
