Hürmüz ve Stratejik rezerv yönetimi-1
Türkiye’nin özellikle son on yılı, bölgesel ve küresel krizlerin gölgesinde geçti. Bugün yaşadığımız ekonomik zorlukların önemli bir kısmını bu süreçlerin faturası olarak kabul etmek ve devam eden İran-ABD/İsrail Savaşı’nın bize verdiği en önemli dersin “stratejik rezerv yönetimi” olduğunu kabul etmek durumundayız. Aslında Hz. Yusuf (a.s.) kıssası; Mısır’daki 7 yıllık bolluk ve sonrasında yaşanan 7 yıllık darlık dönemine, tasarruf ve depolama ile nasıl hazırlık yapıldığına ve halkın açlıktan korunduğuna dair stratejik rezerv yönetimi dersi niteliğinde. Bugünkü yazımız, Hürmüz’den ders çıkardığımız ve aslında ülke olarak oldukça başarıyla uyguladığımız altı farklı rezerv yönetimi üzerine olacak. Bunlardan ilk üçü gıda; diğer üçü ise finans, enerji ve silah hakkında.
Stratejik gıda depolarımız
Tarımsal üretimde artık sadece üretmek değil, ürettiğimizi doğru zamanda, yeteri kadar ve istenilen kalitede piyasaya arz edebilmek de önemli. Arz ve talebi gözeterek, üretici ve tüketici lehine fiyat istikrarını sağlayacak bir sistemin odağında elbette iyi bir stok yönetimi bulunmalı.
Artık ülkeler, dış ticaret gelirlerini ikinci plana atıp, buğday, mısır ve pirinç gibi ürünlerde stratejik rezervler tutuyorlar. Çin, dünya buğday rezervinin yaklaşık olarak yarısına sahip. Hindistan ile bu oran yüzde 60’lara kadar çıkıyor.
İklim krizi ve lojistik aksamalar, gıda arzını bir milli güvenlik meselesine dönüştürüyor. 2025 yılındaki şiddetli zirai don ve kuraklığa rağmen gıda arzında büyük bir sorun yaşamamamızın temelinde 15 milyon tona yaklaşan lojistik depolama kapasitemiz yatıyor. Ancak bu yeterli değil; özellikle tahıl ve baklagiller başta olmak üzere stratejik ürünlerde bu kapasiteyi 20 milyon tona çıkarmak zorundayız.
Gıda güvencesi, üretimde yeterliliğin çok ötesinde stok yönetimine de bağlı. Artık Toprak Mahsulleri Ofisi, piyasayı düzenleyen bir müdahale kurumu olmanın ötesinde ülkenin gıda güvencesinde muhkem bir güvenlik duvarı da olmalı. Piyasa regülasyonunun ötesinde TMO’nun en az yüzde 30 oranında stratejik buğday rezervi olmalı. Bunun için de tarımsal üretim planlamasında bu yönde düzenleme yapılarak tahıl üretimi artırılmalı. Bunun yanı sıra Dünya Gıda Programı’nın Türkiye’yi, “Stratejik Gıda Merkezi” yapma önerisini hayata geçirmek için zaman da zemin de oldukça uygun. Körfez ülkelerinin, ihtiyaç duydukları gıdanın yüzde 80-90’ını ithal etmek zorunda olmaları, elimizdekinin değerini anlamamız bakımından önemli.
Hürmüz’den alınacak en önemli ders: Su arz güvenliği
Su, depolama konusundaki en kritik başlığımız. Körfez ülkelerinin su ihtiyacının yüzde 70-95’i denizden arıtılarak (desalinasyon) sağlanıyor. Ancak bu sistem pahalı olduğu kadar stratejik açıdan da büyük risklere sahip. Herhangi bir saldırıda veya teknik arızada milyonlarca insanın susuz kalabileceği ve bu nedenle göç riskiyle karşı karşıya olduğu bir coğrafyadan bahsediyoruz. Türkiye’nin bu noktada denizden su arıtma teknolojisine sahip olması değerli olsa da önceliğimiz sahip olduğumuz suyun depolanması. Barajlar ve göletler ile yeraltı barajları aracılığıyla su rezervlerimizi yüksek tutmak hem içme suyu hem de tarımsal sulamalar bağlamında gıda güvencemize en büyük katkıyı sağlayacaktır. Bu açıdan, 100 civarındaki yeraltı barajlarımızın sayısı ve kapasitesi artırılmalı. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın su yatırımlarına verdiği önemi biliyoruz. Son 23 yılda su depolama kapasitesinin yüzde 37 artırıldığını, sulama tesislerinin yüzde 61’inin son 23 yılda yapıldığını ve sulama kapasitesinin 133 milyar metreküpten 183 milyar metreküpe çıkartıldığını vurguluyor Bakan Yumaklı. Bu miktar, su için 50 milyar metreküp stratejik rezerv artışı anlamına geliyor.
Konuya devam edeceğiz…
