menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir solukta yaşamak

16 0
12.03.2026

Sanırım 2010 se­nesinden bu yana gerek kendi blogla­rımda, gerek kurum­sal hayatın imkan ve görev verdiği ortam­larda, gerekse pro­je bazlı işlerde piya­sa yazıları, analizler, eğitimler için yazılar yazıyorum ve doğru­su, yazdıklarımdan insanların faydalanıyor olmaları çok ho­şuma gidiyor. Her şeyin ekran­larda olduğu iş kolumda gerçek anlamda hayatlara dokunabili­yor olmak çok kıymetli benim için. Sanırım lisans eğitimini aldığım alan olan mühendisliği uygulayamamış olmam içimde bir uhde olarak kaldı…

Her neyse. Yani 15 senedir yazı yazıyorum, olanı biteni yorumluyorum, hangi kıyme­tin nasıl etkileneceğini yazıyo­rum ve bu süreçte yurt içinde ve dışında çeşitli krizler gör­düm. Ama hiç birisinde şu an­da olduğu kadar yaptığım işten – yazı yazma işinden – soğuma­dım. Bakın size anlatayım ne­den olduğunu.

Geçen akşam bu yazıyı hazırlama için oturdum, günlerden Pazartesi, ortam kan gölü, risk hassasiyeti tavan yap­mış. Yazıyı yazmaya başladım, sonra dikkatimi toplayamayın­ca bir ara vereyim dedim. Az sonra telefonuma bildirimler düşmeye başladı ve takip lis­temdeki hisselerin birden yük­selmeye başladığını gördüm, ardı ardına bir sürü hisse. Tabi hemen anladım bir şeyler olu­yor. Gittim baktım, Donald Bey açıklama yapmış piyasa bayram yeri. Tabi başladığım yazı daha bitmeden geçerliliğini kaybetti.

Aslında kaybetmemişti, biraz daha uzun vadeli bir içerikten bahsedecektim ama piyasa bay­rakları asınca riskleri yazmak insanı permabear gibi gösteri­yor, o yüzden vazgeçtim. Ama demem o ki, arkadaş zaman ve emek harcadığım bir yazı da lütfen en azından yayımlana­na kadar geçerliliğini korusun. Şimdi elimi çabuk tutup yine dünyayı değiştirecek bir haber çıkmadan şu yazıyı tamamlaya­yım artık!

Savaşsa ona savaş denir

Adına savaş demek istemiyor bu modern dünya çünkü savaş deyince daha sonra savaş taz­minatı istenebiliyormuş huku­ki olarak! Eh be! Bu da savaş de­ğilse savaş nedir? Aynı şey Rus­ya – Ukrayna ‘’gerginliği’’nde de olmuştu. Bu tıpkı zenciye zenci demenin artık hakaret olması gibi bir şey. Yahu benim çocuk­luğumdan beri zenciye zenci denir, çünkü o zencidir. Türk­çe’de bu laf bu anlamdadır. Ney­se fazla gerginim! Savaş yapmı­yorum ama. Sonra kimse tazmi­nat peşinde koşmasın.

Hafta sonu dahil olmak üze­re yaptığım sunumlarda ve özel analiz yazılarında bu savaşın 1, bilemediniz 2 hafta içinde bite­ceğini, çünkü bitmesi gerektiği­ni ifade ediyordum. İşte neden­leri; İran tarafında cephane bit­ti dostum! Atacak bir tek taşlar kalmak üzere. İran bir şey yapıp bu işi sonuca bağlamak zorun­daydı, bu bir varoluşsal durum­du. ABD tarafında ise Donald Bey siyasi intiharın eşiğinden dönmek zorundaydı. Kasım’da­ki seçimlere girerken savaşları bitirme vaadiyle gelen bir yöne­ticinin dünya savaşı başlatma­nın eşiğine gelmiş olması tabi ki iyi bir referans olmayacaktı.

Bir de bunun üstüne enerji fi­yatlarındaki sıçrama nedeniy­le enflasyonun yükselecek ol­ması, oysa bütün dünyanın enf­lasyona karşı savaşıyor olması gibi durumlar Donald Bey’i ta­mamen bitirecekti. Tabi bir de Ortadoğu’da hayatını kaybeden Amerikan askerlerinin cenaze­sindeki zor anlar var. Sonuçta Trump Bey çok kısa zamanda iyi bir şeyler yapmak zorunday­dı. İsrail ise benim cahil fikrim­ce bütün bunlara hazırdı ve as­lında petrolün yükselmesini çok da önemsemiyordu. Daha başka hedefler peşinde gibi gö­rünüyor.

Her durumda savaşla gelen riskler sönümleniyor ve pek ya­kında 12 Gün Savaşları’nın ta­rihteki yerini aldığı gibi bu da yerini alacak ve fiyatlama baş­ka yere odaklanacak.

‘Sistemik risk mi’ dedi birisi?

Piyasa için bir başka risk pri­vate credit dedikleri, henüz borsaya kote olmamış şirketle­rin sermaye sağlamak amacıy­la yatırımcılardan topladıkla­rı paraları menkul kıymetleşti­rerek fon haline getirmeleri ve bu fonları alanların paralarını geri istemelerinden kaynaklan­dı. Bunun sistemik risk oluş­turarak bir likidite krizine dö­nüşme ihtimali son derece ra­hatsız ediciydi. Sistemin risk demek bankacılık krizi demek, 2008’deki mortgage krizini ha­tırlayın lütfen. Bu durumun bir bankacılık krizine dönüp dön­meyeceğini görmek için baka­bileceğimiz birkaç önemli nok­ta var.

Bunlardan ilki dünyadaki bü­yük bankaların CDS’leri. Be­nim baktığım kadarıyla hiç kimsenin CDS’inde önemli bir yükselme olmadı. Bir başka yer ise çöp bono (junk bond) faizi ile yatırım yapılabilir (investe­ment grade) bonolar arasındaki getiri makasıdır. Bono piyasası oyuncuları en uyanıkları ve en sofistike olanlarıdır ve kötü ko­kuyu en çabuk onlar alır. Koku­yu alınca da getirisi yüksek ama rating’i düşük çöp tahvilleri he­men satıp, getirisi düşük ama kalitesi yüksek tahvilleri alır­lar. Böylece her iki varlık grubu arasındaki makas bir anda açı­lır. Ama şimdi bakıyorum, ora­da da önemli bir durum yok.

O zaman piyasa Blue Owl, Blackrock, Blackstone hadise­lerini münferit bazı müşterile­rin çıkışı olarak düşünüyor ve sistemik bir risk görmüyor de­mektir. Bu durumda son 2 haf­tada ortalığı kasıp kavuran en önemli 2 risk faktörü sanki hiç yokmuş gibi mi oldu?


© Dünya