menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sıfır Atık Vakfı, Sıfır Atık Enstitüsü kuruyor, sıfır atık mesleği geliyor

14 0
04.03.2026

COP31 hazırlıkla­rı kapsamında bir araya geldiğimiz Sıfır Atık Vakfı Başkanı Sa­med Ağırbaş’tan bam­başka projeler duy­duk. Anadolu’da Sıfır Atık kitabı, Azmak’ta teknelerin elektrikli yapılması, Haziran’da İstanbul’da yapılacak dünyanın ilk Sıfır Atık Festivali, Sıfır Atık Gi­rişim Sermayesi Fonu.

Sıfır atık meslek oluyor

En çarpıcısı İstanbul Teknik Üniversitesi İle birlikte hazırlık­ları süren Sıfır Atık Enstitüsü. Dünyada ilk defa kurulacak Ens­titüde, yüksel lisans ve doktora programları olacak. Öğrencilerin yarısı yabancılardan seçilerek sa­dece Türkiye’de değil tüm dünya­da atıksız dünyaya dönük mesleki bir standart oluşturulacak. Kamu­nun, özel sektörün sürdürülebi­lirlik sertifikasıyla yönettiği alan daha kapsamlı standartları, etik kodları olan bir mesleğe dönüştü­rülerek, gençler için istihdam ala­nı yaratılacak. Çevre hareketi gö­nüllülük zemininden regülatif ve finansal güç alanına dönüştürüle­cek. “Mesleki Yeterlilik Kurumu ile Sıfır Atık meslek personeli üze­rinde de çalıştıklarını” ifade eden Ağırbaş, Sıfır Atık Hareketinden yüzyılın toplumsal değer dönüşüm hareketi yaratıyor.

İsraf edilen bir hayat en büyük israf

Ağırbaş’ı dinlerken aklıma Rah­metli Ganire Paşayeva’nın pay­laştığı bir anı geldi. Üniversitede hangi bölümde okumak istediğini anlatan Paşayeva’ya babası “hangi bölümde okursan oku desteklerim ancak eğer yeteneğini israf eder­sen seni asla affetmem” diyor. Bu anlamda Ağırbaş’ın atıksız yaşam felsefesi; israf edilen gıdadan, faz­ladan satın alınan kıyafetlerden çok daha fazlası. Layıkıyla yapıl­mayan bir iş, israf edilen bir yete­nek, üzerinde yeterince çalışılma­mış bir hayal, keyifle yaşanmamış bir çocukluk, heyecanla yaşanma­mış bir aşk her biri israfın hayatta­ki izdüşümleri, karşılığı milyarlar­ca dolarlık ekonomik kayıp, top­lumsal huzursuzluk.

Sıfır atık artık bir toplumsal dönüşüm hareketi

Türkiye’de Emine Erdoğan tara­fından başlatılan ve dünyanın ik­lim diplomasisi alanında en önem­li kurumsal hareketi olan Sıfır Atık Projesi, Sıfır Atık Vakfı’nın kurul­masıyla başka bir aşamaya taşın­dı. Sıfır Atık Vakfı, iklim eylemini yalnızca karbon üzerinden değil, “kaynak verimliliği, değer yaratan döngülerle” ele alıyor. Sıfır Atık Vakfı sadece atıksız bir dünya için çalışmıyor aynı zamanda COP31 sürecini de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile eş­güdüm halinde yürütüyor.

Ağır­baş COP yönetimi tarafından dev­let dışı aktörlerin iklim eylemine katılımını güçlendirmeye yöne­lik çalışmaları yürütme misyonu olan Yüksek Düzeyli İklim Şam­piyonu ilan edildi. Şampiyonun görevi; kentler, özel sektör, finans kuruluşları ve sivil toplum ile hü­kümetler arasında köprü kurmak, girişim ve ortaklıkları destekle­mek. Vakfın Başkanı Samed Ağır­baş yeni nesil liderlik tarzıyla top­lumun tüm kesimlerini sürecin bir parçasına dönüştürüyor, iklim hareketini toplumsal dönüşümün merkezine oturtuyor.

Atığın yıllık maliyeti 500 milyar TL

Makro ekonomik problemler, Trump’ın iklim karşıtı politikaları, döngüsel ekonomilere yönelik dü­şen ilgi nedeniyle dünyanın iklim gündemi hız keserken Sıfır Atık Vakfı yaratıcı iletişim stratejileriy­le sadece Türkiye’de değil dünyada iklimin yeniden gündeme alınma­sını sağlıyor. Vakıf, Nisan ayında Vizyon Belgesi açıklayacak. Ağır­baş’a göre “atıksız dünya yıllık 500 milyar TL’lik tasarruf demek. Uz­manlara göre bireyler iklim bozul­masına inansa da iklim dostu dav­ranışlar göstermede zayıflar.

Çö­züm, iletişim mesajlarının kültürel kodlara göre segmente etmekte. İk­lim bozulmalarından en çok etkile­nen kadınlara, çocuklara, azınlık­lara, yaşlılara özel etkili iletişimler kurularak bireylerde kalıcı davra­nış değişikleri yaratılabilir. Sekü­ler iklim söylemi karbon, finans, teknoloji üzerinden çerçevelenir­ken, inanç temelli iletişim medeni­yet, emanet, israf, ahlak üzerinden ilerliyor. Ağırbaş, hem Sıfır Atık projesini hem de COP31 sürecini köy kahvesinde, camilerde, üniver­sitelerde, insanın olduğu her yer­de kapsayıcı iletişim tarzıyla hem anlatıyor hem de sürece taraftar kazandırıyor. Bu açıdan, Türkiye, Batı’daki seküler iklim söylemine alternatif bir “kültürel iklim ileti­şimi modeli” yaratıyor.

İklim dostu bireyler için inanç iletişimi

Nature’de yayınlanan bir araş­tırmaya göre bireylerde iklim de­ğişikliği ile ilgili iklim dostu dav­ranışlar yaratmak için inançlar çok etkili. Papa Franciscus, her Eylül ayında yaradılışın korunma­sı için bireyleri daha sürdürülebi­lir bir yaşam tarzı benimsemeye davet ediyordu. Papa, iklim farkın­dalığını Hristiyanlığın yeryüzüne karşı sorumluluğu doktriniyle iliş­kilendirmişti. Ulusal Evanjelikler Birliği, 2022’de takipçilerini iklim değişikliği ile mücadeleye çağırdı. Hindular, Müslümanlar, Budistler hepsinin ortak noktası yuvamız dünya için sorumluluk almak, ge­zegeni korumak.

Müslümanlara göre dünyanın sahibi değiliz, onu korumalıyız

İklim değişikliği artık sadece bilimsel bir tartışma değil, aynı zamanda ahlaki, kültürel ve hat­ta teolojik bir mesele. İngiltere’de Hristiyan, Müslüman ve seküler gruplarla yapılan bir çalışma, çev­reye bakışımızın yalnızca bilgiyle değil, inançla da şekillendiğini or­taya koydu. Scinece’de yayınlanan bir makaledeki endekse göre her­kes çevreyi önemsiyor, ancak ne­den önemsediğimiz ve neyi çözüm olarak gördüğümüz, inanç dünya­mıza göre değişiyor. Müslüman katılımcılar çevreyi “emanet” ve “denge” kavramları üzerinden de­ğerlendirerek insanın yaratılışın sahibi değil, koruyucusu olduğu­nu düşünüyor.

Hristiyanlar, çevreyi daha çok insan refahı çerçevesinde ele alı­yor. Doğa, korunması gereken bir armağan ama aynı zamanda yöne­tilmesi gereken bir alan olarak gö­rülüyor.

Kadınlar iklimin zayıf halkası olsa da “kuşaklar arası fedakârlıkta” daha özverili

Kadınlar mağara devrinden be­ri evin koruyucusu, Afrika’da aile­nin günlük su ihtiyacı için günlük 30 kilometreden fazla yol kat edi­yor, bir bidon su için namusunu onurunu kaybediyor. 2010’da Pa­kistan’daki sel felaketinde evlerin­den olanların yüzde 70’i kadınlar­dı. BM’ye göre, iklim bozulmala­rı nedeniyle yerinden edilenlerin yüzde 80’i kadınlar. Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesi bilim in­sanlarına göre kadınlar çocukla­rının geleceği için kuşaklar arası sosyal fedakârlık yapmaya, iklim dostu davranışlar geliştirmeye da­ha hevesli.

Araştırmaya göre, to­runlarımızla kurulacak “nesiller arası duygusal bağ ile” iklim kri­ziyle mücadele edilebilir. Velhasıl, Ağırbaş öncülüğünde yürütülen çalışmalar Türkiye için yeni bir tarzı,tavrı ortaya koyuyor. Katı­lımcı, ılımlı, paylaşımcı, cesur, di­namik ve elbette sahadan, sokak­tan izlerle toplumsal katılım gi­derek artıyor. Sıfır Atık Vakfı’nın norm üretici aktörlüğü Türkiye’yi; “iklim diplomasisinde, döngüsel ekonomi norm üretiminde, inanç temelli iklim iletişiminde güçlü bir aktör yapabilir. Türkiye iklim­den bir medeniyet dönüşümü an­latısı çıkarabilir.


© Dünya