Sıfır Atık Vakfı, Sıfır Atık Enstitüsü kuruyor, sıfır atık mesleği geliyor
COP31 hazırlıkları kapsamında bir araya geldiğimiz Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş’tan bambaşka projeler duyduk. Anadolu’da Sıfır Atık kitabı, Azmak’ta teknelerin elektrikli yapılması, Haziran’da İstanbul’da yapılacak dünyanın ilk Sıfır Atık Festivali, Sıfır Atık Girişim Sermayesi Fonu.
Sıfır atık meslek oluyor
En çarpıcısı İstanbul Teknik Üniversitesi İle birlikte hazırlıkları süren Sıfır Atık Enstitüsü. Dünyada ilk defa kurulacak Enstitüde, yüksel lisans ve doktora programları olacak. Öğrencilerin yarısı yabancılardan seçilerek sadece Türkiye’de değil tüm dünyada atıksız dünyaya dönük mesleki bir standart oluşturulacak. Kamunun, özel sektörün sürdürülebilirlik sertifikasıyla yönettiği alan daha kapsamlı standartları, etik kodları olan bir mesleğe dönüştürülerek, gençler için istihdam alanı yaratılacak. Çevre hareketi gönüllülük zemininden regülatif ve finansal güç alanına dönüştürülecek. “Mesleki Yeterlilik Kurumu ile Sıfır Atık meslek personeli üzerinde de çalıştıklarını” ifade eden Ağırbaş, Sıfır Atık Hareketinden yüzyılın toplumsal değer dönüşüm hareketi yaratıyor.
İsraf edilen bir hayat en büyük israf
Ağırbaş’ı dinlerken aklıma Rahmetli Ganire Paşayeva’nın paylaştığı bir anı geldi. Üniversitede hangi bölümde okumak istediğini anlatan Paşayeva’ya babası “hangi bölümde okursan oku desteklerim ancak eğer yeteneğini israf edersen seni asla affetmem” diyor. Bu anlamda Ağırbaş’ın atıksız yaşam felsefesi; israf edilen gıdadan, fazladan satın alınan kıyafetlerden çok daha fazlası. Layıkıyla yapılmayan bir iş, israf edilen bir yetenek, üzerinde yeterince çalışılmamış bir hayal, keyifle yaşanmamış bir çocukluk, heyecanla yaşanmamış bir aşk her biri israfın hayattaki izdüşümleri, karşılığı milyarlarca dolarlık ekonomik kayıp, toplumsal huzursuzluk.
Sıfır atık artık bir toplumsal dönüşüm hareketi
Türkiye’de Emine Erdoğan tarafından başlatılan ve dünyanın iklim diplomasisi alanında en önemli kurumsal hareketi olan Sıfır Atık Projesi, Sıfır Atık Vakfı’nın kurulmasıyla başka bir aşamaya taşındı. Sıfır Atık Vakfı, iklim eylemini yalnızca karbon üzerinden değil, “kaynak verimliliği, değer yaratan döngülerle” ele alıyor. Sıfır Atık Vakfı sadece atıksız bir dünya için çalışmıyor aynı zamanda COP31 sürecini de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile eşgüdüm halinde yürütüyor.
Ağırbaş COP yönetimi tarafından devlet dışı aktörlerin iklim eylemine katılımını güçlendirmeye yönelik çalışmaları yürütme misyonu olan Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu ilan edildi. Şampiyonun görevi; kentler, özel sektör, finans kuruluşları ve sivil toplum ile hükümetler arasında köprü kurmak, girişim ve ortaklıkları desteklemek. Vakfın Başkanı Samed Ağırbaş yeni nesil liderlik tarzıyla toplumun tüm kesimlerini sürecin bir parçasına dönüştürüyor, iklim hareketini toplumsal dönüşümün merkezine oturtuyor.
Atığın yıllık maliyeti 500 milyar TL
Makro ekonomik problemler, Trump’ın iklim karşıtı politikaları, döngüsel ekonomilere yönelik düşen ilgi nedeniyle dünyanın iklim gündemi hız keserken Sıfır Atık Vakfı yaratıcı iletişim stratejileriyle sadece Türkiye’de değil dünyada iklimin yeniden gündeme alınmasını sağlıyor. Vakıf, Nisan ayında Vizyon Belgesi açıklayacak. Ağırbaş’a göre “atıksız dünya yıllık 500 milyar TL’lik tasarruf demek. Uzmanlara göre bireyler iklim bozulmasına inansa da iklim dostu davranışlar göstermede zayıflar.
Çözüm, iletişim mesajlarının kültürel kodlara göre segmente etmekte. İklim bozulmalarından en çok etkilenen kadınlara, çocuklara, azınlıklara, yaşlılara özel etkili iletişimler kurularak bireylerde kalıcı davranış değişikleri yaratılabilir. Seküler iklim söylemi karbon, finans, teknoloji üzerinden çerçevelenirken, inanç temelli iletişim medeniyet, emanet, israf, ahlak üzerinden ilerliyor. Ağırbaş, hem Sıfır Atık projesini hem de COP31 sürecini köy kahvesinde, camilerde, üniversitelerde, insanın olduğu her yerde kapsayıcı iletişim tarzıyla hem anlatıyor hem de sürece taraftar kazandırıyor. Bu açıdan, Türkiye, Batı’daki seküler iklim söylemine alternatif bir “kültürel iklim iletişimi modeli” yaratıyor.
İklim dostu bireyler için inanç iletişimi
Nature’de yayınlanan bir araştırmaya göre bireylerde iklim değişikliği ile ilgili iklim dostu davranışlar yaratmak için inançlar çok etkili. Papa Franciscus, her Eylül ayında yaradılışın korunması için bireyleri daha sürdürülebilir bir yaşam tarzı benimsemeye davet ediyordu. Papa, iklim farkındalığını Hristiyanlığın yeryüzüne karşı sorumluluğu doktriniyle ilişkilendirmişti. Ulusal Evanjelikler Birliği, 2022’de takipçilerini iklim değişikliği ile mücadeleye çağırdı. Hindular, Müslümanlar, Budistler hepsinin ortak noktası yuvamız dünya için sorumluluk almak, gezegeni korumak.
Müslümanlara göre dünyanın sahibi değiliz, onu korumalıyız
İklim değişikliği artık sadece bilimsel bir tartışma değil, aynı zamanda ahlaki, kültürel ve hatta teolojik bir mesele. İngiltere’de Hristiyan, Müslüman ve seküler gruplarla yapılan bir çalışma, çevreye bakışımızın yalnızca bilgiyle değil, inançla da şekillendiğini ortaya koydu. Scinece’de yayınlanan bir makaledeki endekse göre herkes çevreyi önemsiyor, ancak neden önemsediğimiz ve neyi çözüm olarak gördüğümüz, inanç dünyamıza göre değişiyor. Müslüman katılımcılar çevreyi “emanet” ve “denge” kavramları üzerinden değerlendirerek insanın yaratılışın sahibi değil, koruyucusu olduğunu düşünüyor.
Hristiyanlar, çevreyi daha çok insan refahı çerçevesinde ele alıyor. Doğa, korunması gereken bir armağan ama aynı zamanda yönetilmesi gereken bir alan olarak görülüyor.
Kadınlar iklimin zayıf halkası olsa da “kuşaklar arası fedakârlıkta” daha özverili
Kadınlar mağara devrinden beri evin koruyucusu, Afrika’da ailenin günlük su ihtiyacı için günlük 30 kilometreden fazla yol kat ediyor, bir bidon su için namusunu onurunu kaybediyor. 2010’da Pakistan’daki sel felaketinde evlerinden olanların yüzde 70’i kadınlardı. BM’ye göre, iklim bozulmaları nedeniyle yerinden edilenlerin yüzde 80’i kadınlar. Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesi bilim insanlarına göre kadınlar çocuklarının geleceği için kuşaklar arası sosyal fedakârlık yapmaya, iklim dostu davranışlar geliştirmeye daha hevesli.
Araştırmaya göre, torunlarımızla kurulacak “nesiller arası duygusal bağ ile” iklim kriziyle mücadele edilebilir. Velhasıl, Ağırbaş öncülüğünde yürütülen çalışmalar Türkiye için yeni bir tarzı,tavrı ortaya koyuyor. Katılımcı, ılımlı, paylaşımcı, cesur, dinamik ve elbette sahadan, sokaktan izlerle toplumsal katılım giderek artıyor. Sıfır Atık Vakfı’nın norm üretici aktörlüğü Türkiye’yi; “iklim diplomasisinde, döngüsel ekonomi norm üretiminde, inanç temelli iklim iletişiminde güçlü bir aktör yapabilir. Türkiye iklimden bir medeniyet dönüşümü anlatısı çıkarabilir.
