menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Küresel sistemin “Meksika açmazı”: Finansal türbülans ve stagflasyon pençesi

9 0
25.03.2026

Küresel piyasalar, je­opolitik gerilimle­rin ekonomik rasyona­liteyi saf dışı bıraktığı, belirsizliğin ise “panik satışına” evrildiği tari­hi bir kırılma noktasın­dan geçiyor. ABD/İsra­il ve İran arasındaki ça­tışmalarda dördüncü haftaya girilirken, risk algısındaki iyileşme beklentile­ri yerini derin bir kaygıya bırak­mış durumda.

Trump yönetimi­nin harekatın başında işaret et­tiği “dört haftalık savaş planı” süresinin sonuna yaklaşılırken, piyasalar nefesini tutarak Hür­müz Boğazı ve Hark Adası ekse­nindeki askeri senaryolara odak­lanmasına neden oluyor. Gelinen noktada tarafların geri adım at­madığı bir “Meksika açmazı” ile karşı karşıyayız.

Enerji krizi ve “10 dolarlık” kritik denklem

Orta Doğu’daki enerji tesisleri­ne yönelik saldırılarla alevlenen kriz, Türkiye gibi enerji ithalatçı­sı ülkeler için çift taraflı bir risk barındırıyor. Enerji koridorla­rındaki tıkanıklık petrol fiyatla­rını yukarı iterken, bu durumun makro dengelerimiz üzerindeki tahribatı matematiksel bir kesin­liğe ulaşmış durumda.

TCMB’nin yaptığı açıklama­lara göre önümüzdeki dönem­de güncel projeksiyonlarını; pet­rol fiyatlarındaki her 10 dolarlık artış, manşet enflasyonda 1,1 ile 1,2 puanlık bir yukarı yönlü sap­maya neden oluduğu aşikar; ca­ri açık tarafında ise yaklaşık 2,5 milyar dolarlık ek bir finansman yükü doğuruyor. Savaşın uzama­sı, sadece bir dış politika mese­lesi değil, doğrudan mutfaktaki yangının ve dış ticaret dengesin­deki bozulmanın ana yakıtı hali­ne geliyor.

Stagflasyon riski kapıda: Arz şoku ve durgunluk

Enerji fiyatlarındaki bu kont­rolsüz yükseliş, küresel ekono­miyi en korkulan senaryolardan biri olan stagflasyona (durgun­luk içinde enflasyon) doğru sü­rüklüyor. Normal şartlarda talep kaynaklı enflasyon faiz artışıyla dizginlenebilirken, mevcut “arz şoku” merkez bankalarının elini kolunu bağlıyor. Girdi maliyetle­rindeki artış üretimi yavaşlatıp işsizlik riskini artırırken (dur­gunluk), aynı anda fiyatlar genel seviyesini yukarı çekiyor (enflas­yon). Bu durum, 1970’li yıllarda­ki petrol krizini anımsatan, bü­yümenin olmadığı ama pahalılı­ğın durdurulamadığı karanlık bir koridora işaret ediyor.

Fed’in ikincil plana itilişi ve enflasyonist hortlama

Geçtiğimiz günlerde gerçekle­şen Fed toplantısı, savaşın gölge­sinde kalarak ikincil bir başlığa dönüştü. Fed faizleri sabit tutsa da, karar metnindeki satır araları “yumuşak iniş” senaryolarının ra­fa kalktığını gösteriyor. 2026 sonu PCE enflasyon tahminlerindeki yukarı yönlü revizyonlar ve uzun vadeli faiz projeksiyonlarındaki kayma, piyasaların artık Fed’den faiz indirimi değil, yeni bir faiz ar­tış döngüsünü fiyatlamasına ne­den oluyor. ABD 10 yıllık tahvil fa­izlerinin %4,50 bölgesine doğru ivmelenmesi, küresel borçlanma maliyetleri üzerinde yeni bir bas­kı unsuru oluşturuyor.

Kriz derinleştikçe yatırımcılar klasik “güvenli liman” tanımla­rını terk ediyor. Yaşadığımız sü­reç tipik bir riskten kaçış değil, topyekûn bir likidasyon (nak­de dönüş) dalgasına yol açmak­ta. Yatırımcılar, panik anların­da neye sahip olduklarına bak­maksızın pozisyon kapatıyor ve “nakit kraldır” mottosuyla ABD Doları’na sığınıyor. Altının ons fiyatının 4.100 dolara kadar geri­ledikten sonra 4400 dolara doğru tepki verdi. Piyasadaki likidite ihtiyacının yeri geldiğind ne den­li yıkıcı olduğunu kanıtlıyor. Gü­venilirliğini kaybeden ABD’nin para biriminin, sistemik çöküş korkusuyla değer kazanması ise dönemin en büyük paradoksu.

Türkiye ekonomisi: Rezerv kaybı ve “çarşı” hareketliliği

Küresel türbülansın yerel yan­sımaları kaçınılmaz. TCMB, kur­daki oynaklığı sınırlamak adına net 25 milyar dolarlık bir rezerv kaybı yaşadı. Bugüne kadar döviz talebi ağırlıklı olarak yabancıdan gelirken, hanehalkının sakin du­ruşu piyasayı dengeliyordu. An­cak son günlerde kıymetli metal fiyatlarındaki sert düşüşle (TC­MB rezervleri üzerinde negatif etkisi var) birlikte, yerleşiklerin “Çarşı” kanadında talebi artır­maya başladığı görülüyor.

USDTRY paritesinin 44,78- 44,94 bandına yerleşmesi ve bankalararası piyasa ile Kapalı­çarşı arasındaki makasın açılma­sı alarm zillerini çalıyor. Bu ay­rışmanın kalıcı hale gelmesi du­rumunda, TCMB’nin olağanüstü bir faiz artırımıyla piyasaya mü­dahale etmesi artık bir zorunlu­luk haline gelebilir. Her ne kadar savaşın başladığı ilk anda örtülü faiz artışına gitsede reel artışı da yapması gerekebilecek.

Sonuç: Gelecek geçmişten farklı olacak

İnsani maliyetin ve ekonomik yı­kımın boyutu büyürken, Trump’ın İran’a tanıdığı sürenin bu gece do­lacaktı ancak yaptığı açıklamada bu süreyi 5 gün uzattığını belirt­mesiı krizin yeni bir evreye geç­mesini kısa sürede olsa ötelemiş oldu. ABD finansal varlıklarında­ki güven erozyonu, küresel sistem mimarisinin kalıcı olarak hasar al­dığını gösteriyor. Stagflasyon riski ve enerji fiyatlarındaki her kıpırtı­nın enflasyon-cari açık üzerinde­ki çarpan etkisi, önümüzdeki dö­nemde ekonomi yönetiminin ma­nevra alanını daraltacaktır. Piyasa artık “ne zaman durulacak?” so­rusundan ziyade, “bu yeni ve ma­liyetli düzene nasıl adapte oluna­cak?” sorusuna yanıt arıyor. Belir­sizliğin ve savaşın bittiği günleri özlemle bekliyoruz.


© Dünya