ABD–İran gerilimi dünya ekonomisini nereye sürüklüyor?
Son günlerde ABD ile İran arasındaki askeri gerilim, yalnızca Orta Doğu’nun değil tüm dünya ekonomisinin odak noktasına yerleşti. Enerji hatlarındaki risk, petrol ve gaz fiyatlarındaki hızlı yükseliş, küresel borsalarda volatilite ve merkez bankalarının para politikası üzerindeki baskı, tüm bu dinamikler artık birbirine sıkı sıkıya bağlı.
Bu çerçevede sadece jeopolitik riskleri okumak yeterli değil; ekonomik renklerin nasıl değiştiğini, hangi sektörleri etkilediğini ve bu girdabın orta ve uzun vadede küresel büyüme ile enflasyon dinamiklerine ne şekilde yansıyacağını derinlemesine analiz etmek gerekiyor.
Hürmüz Boğazı’nın kritik rolü
Enerji piyasalarının bugününde bahsedilecek ilk konu mutlak surette Hürmüz Boğazıdır. Bu dar su hattı, dünya petrol ve LNG (sıvılaştırılmış doğal gaz) ticaretinin yaklaşık ’sini oluşturur, bir başka ifadeyle küresel enerji arzının neredeyse beşte biri bu noktadan akar. İran’ın bu hattı kapatma tehditleri ya da riskli ticaret ortamı, petrol fiyatları üzerinde doğrudan negatif bir arz riski primine dönüşmektedir. Bu durum birkaç gündür fiyatlara yansımış durumda; Brent petrol 80 dolar civarına yükseldi ve gaz fiyatları da son yılların en yüksek seviyelerine tırmandı.
Enerji arz güvenliğinin risk altında olması ne anlama gelir? Basitçe söylemek gerekirse, petrol ve enerji fiyatlarının beklenmedik şekilde yükselmesi, tüm üretim süreçlerinde maliyetleri yukarı çeker. Üretim maliyetleri artarsa, bu durum ilk etapta üretici fiyat endeksine (ÜFE), ardından da tüketici fiyat endeksine (TÜFE) yansır. Sonuç olarak enflasyon yeniden hızlanır. Bu eğilim zaten politika yapıcıların en çok korktuğu “ikinci tur enflasyon” riskini tetikler.
Petrol, jeopolitik risk ve küresel büyüme
Bir çatışma ortamında petrol fiyatlarının yükselmesi doğrudan tüketici harcamalarını etkiler. Yüksek enerji maliyetleri, hane halkının harcanabilir gelirini azaltır, ulaşım maliyetlerini........
