“Biraz oynuyor, ne olacak?”
Çocukluk, insan hayatının en kırılgan ama en belirleyici dönemidir. Bir insanın hayata bakışı, kendine ve başkalarına verdiği değer, büyük ölçüde o yıllarda şekillenir. Çocuğun ruhuna işlenen her duygu, zamanla karaktere dönüşür. Sevgiyle büyüyen bir çocuk güven duygusunu öğrenir; ihmal edilen, görmezden gelinen bir çocuk ise eksiklikle yaşamayı…
Bugün toplum olarak en büyük yanılgılarımızdan biri, çocuklara sadece akademik başarıyı öğretmenin yeterli olduğunu sanmamızdır. Oysa bilgi, sevgiyle beslenmediğinde eksik kalır. Terbiye, ahlâk ve merhamet duygusu verilmeden yetişen bir nesil; ne kadar donanımlı olursa olsun, insan kalmayı başaramaz. Daha acısı ise, çocuklukta açılan duygusal yaraların çoğu zaman yetişkinlikte bile kapanmamasıdır.
Bir çocuğun en temel ihtiyacı sevgidir. Ama sevgi sadece “seni seviyorum” demek değildir. Sevgi; göz temasıdır, dokunuştur, ilgidir, dinlemektir. Çocuğun gözlerinin içine bakmadan büyüttüğümüz bir nesilden, bizi anlamasını beklemek ne kadar gerçekçidir? Oysa çocuk, en çok görülmek ister. En çok fark edilmek…
Sevgi zamanında verilmediğinde, yerini hiçbir şey dolduramaz. Ergenlikte, gençlikte telafisi zorlaşır. Çünkü çocuk, eksik kalan duygularını başka yerlerde aramaya başlar. İlgi görmediği evin yerine başka çevreleri koyar. Sevgiyi bulamadığı yerde, ona........
