Terörsüz Türkiye için Tribüne Dikkat
On binlerce insanın, bulunduğu stadyumdaki kalabalığın içinden bir grup, elindeki torbayı sallıyor; kastettiği şey, karşı takımın forması değil, bir kimliğin ta kendisi. Ağustos ayının son haftasında Amedspor-Kocaelispor karşılaşmasında yaşanan bu görüntü, önümüzdeki birkaç ayda milyonlarca kalbi ya birbirine yaklaştıracak ya da yeniden birbirinden koparacak kırılgan bir sürecin tam ortasına düştü. Aynı günlerin içinde, bir spor yorumcusunun bir futbolcuya söylediği kimlik temelli hakaret sözleri de aynı yaranın başka bir yerinden kanadı. Bunlar münferit hadiseler değil; bir toplumun bilinçaltında hâlâ kanayan, ama artık kapanmaya yüz tutmuş bir yaranın nüksü.
Sosyal psikolojinin bize öğrettiği en temel derslerden biri şudur: Kalabalık, bireyin normalde göstermeyeceği davranışları göstermesine izin veren bir maskedir. Kimlik gizlenir, sorumluluk dağılır, "ben değil, biz yaptık" rahatlığı devreye girer. Tribün de tam olarak böyle bir alandır, insanın gündelik hayatta bastırdığı önyargılarını, kalabalığın örtüsü altında dışa vurduğu bir sahne. Ama şunu asla unutmayalım: O sınırlı taraftar topluluğu içinde söylenen söz, orada kalmaz. O söz, o gece milyonlarca ekrandan izlenir, çocukların kulağına gider, "demek böyle konuşmak normalmiş" diye bir öğrenme sürecinin parçası olur. Irkçı tezahürat, sadece o anki hakaretten ibaret değildir; bir sonraki neslin toplumsal sözlüğüne eklenen kirli kelimelerdir.
Bir milletin en kalabalık, en duygusal, en savunmasız hâlde bir araya geldiği yer stadyumlardır. Ve tam da........
