menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kuru Otlar Üstüne: Mahvolsun bütün dünya!

60 0
12.04.2026

Film çekmeyi kardeş ruhlara gönderilen mektup olarak tanımlayan Nuri Bilge Ceylan’ın son filmi, hatta bu ifadesinden yola çıkarsak; son mektubu “Kuru Otlar Üstüne” merakla beklenen uzun bir sürecin ardından nihayet vizyona girdi ve girdiği gibi de Ceylan imzalı filmler arasında en yüksek ilk gün açılışını gerçekleştirdi. Bu ilginin, filmin, 76. Cannes Film Festivali’nde Merve Dizdar’a En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazandırması, Ceylan’ın kemik kitlesinin dışında, Dizdar’ı dizilerdeki performansıyla bilen televizyon izleyicisini de sinemaya çekmesinin bir payı olduğunu düşünmek mümkün.

Başrollerinde Deniz Celiloğlu, Merve Dizdar ve Musab Ekici’nin yer aldığı, Erzurum'un Karayazı ilçesinin İncesu köyünde çekilen “Kuru Otlar Üstüne” bu ücra yerde zorunlu hizmetinin bitmesini ve tayin olmayı dört gözle bekleyen resim öğretmeni Samet’i merkezine alıyor.

Samet’i, Çehov’un; “Mutsuz insanlar bencil, kinci, acımasız olur, haksızlık yapar, birbirlerini anlamayacak kadar ahmaklaşırlar.” cümlesinin adete ete kemiğe bürünmüş hali olarak görmek, Nuri Bile Ceylan’ın “Dünyayı Çehov’un filtresinden görüyorum." sözünün gerçekliğinin de bir kanıtı gibi.

Son yılını geçirdiği bu yerde, günlerini sadece İstanbul’a döneceği zamanı bekleyerek tüketen ve bu süreçte tutunacak bir ışık olarak öğrencisi Sevim’i seçmiş bir öğretmen Samet. Sevim dışındaki dünyada karanlık tarafta yol alırken, Sevim onun için masumiyetin ve derinlerinde özlem duyduğu, kaybettiği saflığın da bir sembolü gibi. Öyle ki, kötücül yanı ağır basan bu adam küçük öğrencisine karşı son derece sevecen bir profil çizmekle kalmıyor, ona hediyeler alarak, diğer öğrenciler ve öğretmenlerin de dikkatini çekecek ölçüde farklı bir yerde konumlandırarak izleyiciye başka bir yüzü daha olabileceğini gösteriyor. Samet’in bu iyicil tarafını, köpeklerin hastalığına olan ilgisi, keza yine öğrencileriyle olan mizahi diliyle de görüyoruz bir yandan.

Ancak karakterimizin yaşadığı yerde kıymet verdiği tek insan olan Sevim’in, öğretmenine olan yakınlığı, çantasında bulunan aşk mektubunun Samet’in eline geçmesiyle, yerini utancın tetiklediği bir öfkeye bırakıyor. Mektubun kendisine yazıldığını düşünen Samet, baştan beri inandığı gibi saf ve çıkarsız hislerle seviliyor olmanın, onaylanmanın hazzını çekiyor içine. İletişimde olduğu herkes ona karşı her zaman iyi bir yaklaşım içinde olsa bile, bu yakınlığın samimiyetsizliğinden emin. İnsana dair inancı öylesine tükenmiş ki, Nietzsche’nin “İnsandan bezdik.” dediği noktada. Dolayısıyla, Sevim’in kendisine karşı duyduğu o çocuksu duygular bu ücra yerde tek besini. Öyle ki acınası bir acziyetle mektubu geri vermek dahi istemiyor. Sevim’in ısrarla mektubu istediği sahnede, ona yaşadığı bu duygularından utanmaması gerektiğine dair yaptığı konuşmada, Samet’in gözlerini ışıldatan şey; henüz hayatın karanlık yüzüyle tanışmamış bir kalbin temizliği ve kendisine o kalp içinde yer bulmuş olduğu düşüncesi. Samet için, bir öğrencinin gözünde kahraman olmak belki de küçük bir umut ışığı. Ancak Sevim’i yaşıtı bir erkek........

© Dizi Doktoru