YARGININ AYNA TUTTUĞU AN: ÇİFTE STANDART SINAVI
Türkiye’de artık yargıya karşı kullanılan en kolay siyasi savunmanın sonuna gelinmelidir:
Bir belediye başkanı hakkında soruşturma açılıyor: “Siyasi.”
Bir siyasetçi hakkında delil toplanıyor: “Siyasi.”
Bir kamu görevlisinin hesapları inceleniyor: “Siyasi.”
Savcı soruşturuyor: “Siyasi.”
Mahkeme tutuklama kararı veriyor: “Siyasi.”
Peki aynı yargı bugün sermaye piyasalarının, fonların, şirketlerin ve milyonlarca liralık para hareketlerinin üzerine gittiğinde neden aynı sesleri duymuyoruz?
İşte mesele tam olarak budur.
Hukuk, kimin kapısını çaldığına göre hukuk olmaktan çıkmaz. Yargı da soruşturduğu kişinin siyasi kimliğine göre bağımsız veya bağımlı hale gelmez.
Son dönemde sermaye piyasalarına ve fonlara ilişkin yürütülen geniş kapsamlı soruşturmalar, Türkiye’de yıllardır yargıya yöneltilen bazı siyasi suçlamaları yeniden sorgulamayı zorunlu hale getirmiştir.
Üstelik soruşturmalar henüz devam ediyor.
İddianameler tamamlanmadan, mahkemeler hüküm vermeden hiç kimse suçlu sayılamaz.
Masumiyet karinesi tam da bugün lazımdır.
Peki nerede o masumiyet karinesi?
Nerede dün her soruşturmada hukuk devleti nutukları atanlar?
Nerede daha savcı dosyanın kapağını açar açmaz “yargı siyasallaştı” diye ayağa kalkanlar?
Nerede meydan meydan dolaşıp savcıları, hâkimleri ve emniyet mensuplarını hedef alanlar?
Nerede “iddianame bile yok, nasıl suçlu ilan ediyorsunuz?” diye bağıranlar?
Bugün neden susuyorsunuz?
İşte benim itirazım tam olarak buradadır.
Çünkü hukuk ilkeleri kişiye göre değişmez.
Masumiyet karinesi Ekrem İmamoğlu için varsa fon soruşturmalarının şüphelileri için de vardır.
Adil yargılanma hakkı bir siyasetçi için varsa bir iş insanı için de vardır.
Savunma hakkı muhalif için varsa iktidara yakın olduğu ileri sürülen kişi için de vardır.
Suç işlediği iddia edilen kişinin siyasi kimliği, sosyal........
