1566’dan Sonra İlk Kez: Konjonktürün Merkezindeki Türk Devleti
Tarih, bazen tozlu sayfalarda unutulan bir kronolojiden ibarettir; bazen de bugünün manşetlerinde ete kemiğe bürünür. Şarkiyatçıların ve batılı tarihçilerin Türk devlet aklını analiz ederken sıkça başvurduğu bir kırılma noktası vardır: 1566. Kanuni Sultan Süleyman’ın Zigetvar surları önünde son nefesini vermesiyle nihayete eren o "Muhteşem Yüzyıl", Türk cihan hâkimiyeti mefkuresinin en zirve, en itibarlı noktası olarak kabul edilir.
O tarihten sonra devlet, uzun bir duraklama, gerileme ve ardından küllerinden yeniden doğma mücadelesine girişmiştir. Bugün ne bir hamaset rüzgarına kapılmaya ihtiyacımız var ne de gündelik siyasetin sığ sularında birilerine yaranma gayretine. Gerçek, tüm çıplaklığıyla karşımızda duruyor: Türk devleti ve Türk milleti, 1566 yılından bu yana uluslararası arenadaki en güçlü, en kurucu ve en itibarlı dönemlerinden birini yaşıyor.
Bu iddialı tezi doğrulamak için Ankara’nın ya da İstanbul’un koridorlarına değil, dünyanın süper gücü olarak kabul edilen ABD’nin, Washington’ın kalbinden yükselen seslere bakmak yeterlidir. ABD Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray’da sarf ettiği şu sözler, küresel........
