Özkök deplasmanda maçı aldı
Ertuğrul Özkök gibi yarım asırlık bir gazetecinin karşısına hazırlıksız çıkılmazdı. Hele ki mesele, Ekrem İmamoğlu dosyasıyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçmişteki yargı süreçlerini aynı zemine çekme iddiası gibi teknik ve kritik bir başlıksa…
Burada “gelsin, ben hallederim” rahatlığı sökmedi.
Çünkü Özkök’ün yaptığı şey sadece bilgi vermek değildi; algı kurmaktı. Cümleyi attı, benzetmeyi yaptı, dosyaları aynı çerçeveye yerleştirdi ve tartışmanın psikolojik üstünlüğünü aldı.
Oysa temel fark çok açıktı: Erdoğan’ın belediye başkanlığı dönemine ilişkin süreçlerde rüşvet ve irtikap iddiası merkezde değildi. İmamoğlu dosyalarında ise kamuoyuna yansıyan en ağır başlıklar tam da bu alanlara temas ediyor.
Ama tartışmada haklı olmak yetmez. Hazırlıklı olmak gerekir. Dosyayı bilmek, maddeleri bilmek, farkı net göstermek gerekir. Aksi halde bilgi doğru da olsa yanlış da olsa, iyi hazırlanmış bir gazeteci algıyı yönetir.
Özkök, kendi tezini rahatça kurdu. Karşısında bu tezi anında dağıtacak hazırlık olmayınca da deplasmanda maçı kazanmış gibi çıktı.
Bu tartışmadan çıkarılacak ders şudur: Eski medya kuşağı hafife alınmaz. Hele Ertuğrul Özkök gibi yıllarca manşetle siyaset dizayn etmiş bir isim, boşluk buldu mu oradan yürür.
Mesele yalnızca Özkök’ün ne söylediği değil; ona karşı hakikatin ne kadar hazırlıklı savunulduğudur.
Ve bu defa hakikat değil, hazırlıksızlık kaybetti.
FİKİR HÜRRİYETİNE SIĞINAN ADLİ DOSYALAR
Türkiye’de son dönemin en büyük algı operasyonlarından biri, bazı adli dosyaların “düşünce özgürlüğü” ambalajıyla topluma sunulmasıdır.
Ekrem İmamoğlu etrafında kurulan mağduriyet dili de tam olarak buradan ilerliyor.
Sanki ortada bir düşünce manifestosu varmış gibi…
Sanki bir felsefi ekolün temsilcisi cezalandırılıyormuş gibi…
Sanki Türkiye, yeni bir fikir adamını susturmak için seferber olmuş gibi…
Kamuoyunun önünde duran mesele; düşünce, kanaat, ideoloji ya da siyasal teori tartışması değil. Tartışılan başlıklar, yargı dosyalarına konu........
