menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İran'ın ve Ortadoğu’nun yeniden haritalanması

14 0
22.07.2026

Emrah Bekçi, 3 dilde yazdı;

İran'ın ve Ortadoğu’nun Yeniden Haritalanması

هِ انیخاورم و ایران نقشۀ ِبازنگاری

The Reshaping of Iran and the Middle East: A Geopolitical Foresight

Son günlerde çatışma ortamının arttığı İran coğrafyasında ileriye dönük neler öngörülebilir, coğrafya nasıl şekillenir, bir öngörü olarak zihinden kâğıda aktarmayı hedefledim. İleriki zaman diliminde öngörülerimin doğruluğunu ve sahadaki yansımalarını takip edeceğim.

İlk önce günümüzdeki İran’ı genel hatlarıyla tanımakta fayda var...

İran, Ortadoğu’nun kalbinde yer alan, yalnızca enerji koridorlarını değil, mezhep eksenlerini ve Avrasya’daki güç dengesini belirleyen bir ülkedir. 2026 itibarıyla ne ABD ne de İsrail'in rejimin ani çöküşünü sağlayacak askeri seçenekleri tesirli olmadı. Ancak strateji merkezleri (CSIS, RAND, Brookings) "Rejim değişirse ne olur?" sorusunu halen en kritik senaryo olarak çalışmaktadır. Tarihsel örnekler ve güncel istihbarat raporları, böyle bir değişimin "istikrar" değil, "uzun süreli belirsizlik" doğuracağında birleşiyor.

Henry Kissinger’ın tanımlamasıyla İran, "bir ülkeden çok, binlerce yıllık bir medeniyettir." Bu perspektif, rejim değişikliğinin İran’ın bölgesel hırslarını bitirmeyeceğini gösterir. Zbigniew Brzezinski ise The Grand Chessboard'da İran’ı Avrasya’nın kilit taşı olarak konumlandırır. Brzezinski’ye göre İran’ı kaybetmek, ABD için Rusya ve Çin’e karşı büyük bir avantaj kaybıdır, ancak kazanmak da yönetilmesi en zor ödüldür. Tarih, Irak (2003) ve Libya (2011) örnekleriyle merkezi otoritenin çöküşünün kanlı iç savaşlara yol açtığını kanıtlamıştır.

Mevcut rejim; Irak’ta Haşdi Şabi, Lübnan’da Hizbullah, Yemen’de Husiler ve Suriye’deki çeşitli milislerle çok katmanlı bir "Direniş Ekseni" inşa etmiştir.

Rejim çökerse, bu ağın dağılması, İsrail için kısa vadeli bir güvenlik kazancıdır. Ancak Suzanne Maloney (Brookings) ve Charles Kupchan (CFR) gibi uzmanlar, bu boşluğun Irak’taki DEAŞ benzeri yapılar veya etnik çatışmalar için zemin hazırlayabileceği uyarısında bulunuyor. Kontrollü bir dağılma yerine ani bir çöküş, Lübnan’ı kaosa, Yemen’i ise Suudi-İran rekabetinin açık bir savaş alanına çevirebilir.

İran’ın zayıfladığı bir senaryoda, Ortadoğu’nun üç ana kutbu Türkiye, Suudi Arabistan ve İsrail olarak beliriyor.

George Friedman (Stratfor) uzun zamandır Türkiye’nin doğal bir imparatorluk coğrafyası olduğunu ve İran’ın çekilmesiyle Kafkasya, Irak ve Suriye’deki nüfuzunun artacağını savunuyor. Ankara, Musul ve Kerkük enerji hatları üzerinde daha etkin olur; Basra Körfezi’ne açılan "Kalkınma Yolu" projesi hayatiyet kazanır. Ancak Türkiye’nin bu nüfuzu, İran sonrası dengelerde Suudi Arabistan ile rekabeti ve Kürt bölgesel yönetimiyle yeni bir denklem kurmayı zorunlu kılıyor.

Alexander Dugin ve Rus Avrasyacı okuluna göre İran, Rusya’nın Güney Kafkasya’daki tampon bölgesidir. Tahran’ın Batı yanlısı bir yönetime geçmesi, Rusya’nın Hazar Denizi’ndeki askeri üslerini ve Ermenistan üzerindeki nüfuzunu zayıflatır. Moskova’nın kırmızı çizgisi, İran’da NATO yanlısı bir hükümettir.

Çin için ise durum daha kritiktir. İran, Kuşak ve Yol Girişimi’nin (BRI) Batıya açılan demir kapısıdır. Pekin, 25 yıllık stratejik anlaşmayla İran’a yaptığı devasa yatırımı korumak ister. Eğer yeni rejim Batı ile yakınlaşıp yaptırımlardan kurtulursa, Çin ham petrolünde indirimli fiyat avantajını kaybeder. Bu nedenle Çin, "istikrarlı ancak Batı’ya tam entegre olmayan" bir İran’ı tercih etmektedir.

İran, dünyanın en büyük ikinci doğalgaz rezervine sahiptir.

Yeni yönetimin Batı ile anlaşması, Avrupa’nın Rus gazına bağımlılığını azaltır ve Türkiye’yi bir enerji dağıtım merkezi haline getirir. Ancak Daniel Yergin gibi enerji stratejistleri, altyapının çökmüş olması nedeniyle bu gazın en erken 5-7 yıl içinde piyasaya sürülebileceğini, yani kısa vadede enerji krizini çözmeyeceğini belirtiyor.

İsrail, İran’daki nükleer tesisleri ve füze üslerini kontrol altına almak isterken, oluşacak otorite boşluğunda radikal Sünni grupların (özellikle Suriye ve Irak sınırında) güçlenmesi, Tel Aviv için yeni bir cephe açar. Suudi Arabistan ise İran’sız bölgede kendi liderliğini pekiştirmek için Türkiye ile rekabete girer; ancak bu rekabet, ikisini de ekonomik olarak yorar.

İran Kürdistanı’ndaki merkezi otoritenin zayıflaması, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) için bağımsızlık rüzgarlarını güçlendirir.

Bu durum, Türkiye ve İran’ın ortak kaygısıdır. Stratejistler, bu senaryoda Ankara ile Tahran arasındaki "komşuluk ekseni"nin aslında hiç bitmediğini; özellikle PKK/PYD’ye karşı ortak hareket etme ihtimallerinin yeniden canlanacağını öngörüyor.

Uluslararası düşünce kuruluşlarından derlenen istihbarat raporları ve akademik simülasyonlara göre, İran’da rejim değişikliği (kendiliğinden veya dış müdahaleyle) şu ağırlıklarda sonuçlanabilir:

En Güçlü Olasılık (U-60): "Güvenlik Devleti"ne Evrilme

Rejim yıkılmaz, ancak ekonomik baskı ve iç huzursuzluklar karşısında Devrim Muhafızları (IRGC) devleti tamamen kontrol altına alır. İran, daha merkeziyetçi, dışa kapalı ve askeri caydırıcılığına (füze/siber) ağırlık veren bir "Kale Devleti"ne dönüşür. Vekil güçlere yatırım azalır; Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidi artar.

Orta Olasılık (%-30): "Kontrollü Reform ve Yeni Sözleşme"

Ekonomik çöküşün eşiğine gelen rejim, ABD ve Avrupa ile dolaylı müzakerelerle yeni bir nükleer anlaşmaya zorlanır. Bu senaryoda rejim değişmez, ancak "yetki sınırlaması" yaşanır.

Dış politika daha pragmatik hale gelir; Suudi Arabistan ile rekabet yerini ekonomik iş birliğine bırakır. Bu, Çin ve Rusya’nın da destekleyeceği tek istikrarlı yoldur.

Düşük Olasılık Fakat Yüksek Risk (-15): "Arap Baharı Tipi Çöküş ve Parçalanma"

İran’ın Irak veya Libya’ya benzer bir parçalanma yaşaması. Bu senaryo, İran’ın etnik (Azeri, Kürt, Beluç) ve mezhepsel hatlardan bölünmesini içerir. Bu, Ortadoğu’nun en karanlık senaryosudur; milyonlarca mülteci dalgası Türkiye ve Avrupa’yı doğrudan vurur. Enerji fiyatları küresel ölçekte şok yaşar. Hem Rusya hem de Çin, bu senaryoyu önlemek için ABD ile arka kapı diplomasisine zorlanır.

Samuel Huntington ve Francis Fukuyama’nın ortak vurgusu şudur: Devletler çöker ama medeniyetler ve ulus bilinci kalır. İran’da rejim değişse dahi, "Büyük İran" fikri (Tacikistan’dan Lübnan’a uzanan kültürel coğrafya) yeni yönetimin dış politikasında belirleyici olacaktır.

Mevcut veriler ışığında, "ABD tarafından rejim değişikliği"nin en olası sonucu, ani bir demokrasi veya istikrar değil; "uzun soluklu bir belirsizlik dönemi"dir. 2026 itibarıyla İran, bir iç savaşa sürüklenmektense, daha otoriter ve milliyetçi bir çizgiye evrilme eğilimindedir.

Ancak jeopolitiğin doğası gereği sürprizler her zaman masadadır:

Liderlikte ani bir sağlık krizi, İsrail’in nükleer tesislere yönelik başarılı bir sabotajı, petrol fiyatlarında beklenmedik bir çöküş bu yüzdeleri bir gecede altüst edebilir.

Halford Mackinder’in kalıcı formülüyle bitireyim:

"Doğu Avrupa’yı kontrol eden Heartland’i, Heartland’i kontrol eden Dünya Adası’nı, Dünya Adası’nı kontrol eden ise dünyayı yönetir." İran, bu Heartland’in güney kapısıdır. Bu kapı ABD’ye açılırsa, Rusya ve Çin ittifakı derinleşir; kapı kapalı kalırsa, Ortadoğu’daki vekalet savaşları yeni bir evreye girer.

En sağlam öngörü: Türkiye, bu iki senaryonun ortasında, en esnek ve en stratejik hamleleri yapabilecek ülke olarak öne çıkacaktır. Ancak her senaryoda, Ortadoğu’nun haritası yeniden çizilirken, en ağır bedeli yine bölge halkları ödeyecektir. Değişim kaçınılmazdır; ancak değişimin şekli, savaştan çok diplomasi, çöküşten çok dönüşüm olarak tasarlanabilirse, 21. yüzyılın bu en büyük jeopolitik kırılması felaket değil, yeniden yapılanma fırsatına dönüşebilir.

Emrah Bekçi, dikGAZETE.com

The Reshaping of Iran and the Middle East: A Geopolitical Foresight

Introduction: Mapping the Future from Today's Reality

In recent days, as conflict intensifies across the Iranian landscape, I have aimed to commit to paper a forward-looking projection of what may unfold. This is not a prediction in the deterministic sense, but rather a structured foresight exercise—one I will revisit to measure against the unfolding realities on the ground.

Before projecting the future, we must first understand the present. Iran is not merely a country; it is the geographic and civilizational heart of the Middle East. It controls not only energy corridors but also sectarian fault lines and the Eurasian power equilibrium.

As of 2026, neither the United States nor Israel possesses military options potent enough to trigger the regime's sudden collapse. Yet strategic think tanks—CSIS, RAND, and Brookings—continue to treat the question "What if the regime changes?" as their most critical scenario study. Historical precedents and contemporary intelligence assessments converge on one sobering conclusion: such a transformation would yield not stability, but prolonged uncertainty.

Part I: The Civilizational Lens

"Iran is not just a country; it is a civilization of thousands of years."

This framing suggests that regime change will not erase Iran's regional ambitions. The Persian identity, imperial memory, and strategic culture persist beyond any particular government.

Zbigniew Brzezinski, in The Grand Chessboard, positioned Iran as the keystone of Eurasia. His analysis remains instructive: for the United States, losing Iran constitutes a catastrophic strategic setback against Russia and China; but winning Iran—through regime change— represents the most difficult prize to manage.

History offers stark warnings. Iraq (2003) and Libya (2011) demonstrated that the collapse of central authority does not produce democracy but rather bloody fragmentation, sectarian militias, and prolonged civil conflict.

Part II: The Axis of Resistance and Its Unraveling

The current Iranian regime has constructed a multi-layered network of influence—often called the "Axis of Resistance"—comprising:

Hashd al-Shaabi (Popular Mobilization Forces) in Iraq Hezbollah in Lebanon

Houthi movement in Yemen Various pro-Iranian militias in Syria If the Regime Collapses:

In the short term, Israel would perceive a significant security gain as this network fragments. However, scholars such as Suzanne Maloney (Brookings) and Charles Kupchan (CFR) caution that this vacuum could become fertile ground for:

Resurgent ISIS-like organizations

Proxy conflicts between regional powers

An uncontrolled implosion would plunge Lebanon into chaos and transform Yemen into an open battlefield between Saudi Arabia and residual Iranian-aligned forces. Unlike the "managed dissolution" some strategists envision, a sudden crash would produce the most dangerous outcome.

Part III: Turkey's Ascendance—The New Imperial Geography

In a scenario of Iranian retreat, the Middle East's three primary power poles would crystallize as:

Turkey (northern tier)

Saudi Arabia (Arabian Peninsula)

George Friedman's Thesis

George Friedman of Stratfor has long argued that Turkey occupies a "natural imperial geography." With Iran's withdrawal, Ankara's influence would expand across:

The Caucasus (Azerbaijan, Georgia, and Russia's southern flank) Iraq (particularly the energy-rich Mosul and Kirkuk corridors)

Syria (reshaping the post-conflict order)

The "Development Road" project—linking the Persian Gulf to Europe via Turkish territory—would gain strategic vitality, positioning Turkey as the primary energy and logistics bridge between East and West.

However, Turkey's expanded influence would inevitably bring it into competition with:

Saudi Arabia for leadership of the Islamic world and influence over Arab states The Kurdistan Regional Government (KRG) in Iraq, requiring Ankara to recalibrate its relations with Kurdish actors while managing its own domestic Kurdish dynamics

Part IV: Russia—The Greatest Loser

Alexander Dugin and the Eurasianist School

For Russian strategists, Iran is the southern shield of the Russian heartland. A Western-aligned government in Tehran would:

Compromise Russia's military bases in the Caspian........

© Dikgazete.com