menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

MHP’den beklenen: Dar siyaset değil, büyük Milli Cephe…

329 0
09.04.2026

E. Yarbay Halil Mert yazdı;

MHP’DEN BEKLENEN: DAR  SİYASET DEĞİL, BÜYÜK MİLLİ CEPHE…

TÜRK DÜNYASI VE İSLÂM DÜNYASI BÜYÜK BİRLİK VE BÜYÜK MİLLÎ CEPHE

TERÖRSÜZ TÜRKİYE BÜYÜK BİR SORUMLULUKTUR.

Bugün Milliyetçi Hareket Partisi’nden beklenen şey, sadece günlük siyasette sert cümleler kurmak değildir. Türk Milleti, Türk Dünyası ve Medeniyet Coğrafyamız, MHP’den artık daha büyük bir tarihî rol beklemektedir. Çünkü içinde bulunduğumuz dönem, yalnızca iç siyaset dönemi değil; aynı zamanda iç cephenin tahkimi, bölgesel kuşatma ve medeniyet merkezli bir varoluş mücadelesi dönemidir.

Bu yüzden MHP, kendisini sadece bir seçim partisi gibi değil; Türk Milleti’nin tarihî refleksini temsil eden bir milli merkez gibi yeniden konumlandırmak zorundadır.

MHP, Batı’daki milliyetçi partilere benzemez…

MHP’yi anlamak için önce şu gerçeği teslim etmek gerekir: MHP, Avrupa’daki veya Batı’daki klasik milliyetçi partiler gibi değildir.

Batı tipi milliyetçilik çoğu zaman dar, reaksiyoner, dışlayıcı ve sadece etnik korkular üzerine kurulu bir karakter taşır. Oysa Türk Milliyetçiliğinin tarihî zemini bundan çok daha derindir. Türk Milleti, tarih boyunca yalnız kendi soyunu koruyan bir kabile refleksiyle değil; devlet kuran, nizam tesis eden, aman dileyeni himaye eden ve farklı toplulukları ortak bir medeniyet çatısı altında toplayan bir millet olarak teşekkül etmiştir.

Türk devlet geleneğinde “öteki”ni yok etmek değil; düzen içine almak, adaletle yönetmek ve sadakat temelinde büyümek vardır. İşte bu yüzden Türk Milliyetçiliği, kaba bir dışlayıcılık değil; devletli, medeniyetli ve merkez kurucu bir tarih şuurudur.

MHP, bu hakikatleri Büyük Türk Milleti’ne soydaş, dindaş, komşu ve akraba milletlere/halklara yeniden hatırlamak zorundadır.

Bugün ihtiyaç duyulan şey: Milli cepheyi toparlamak…

Türkiye’nin önündeki en büyük ihtiyaçlardan biri, yerli, milli, devletçi ve medeniyetçi bütün unsurların yeniden ortak bir cephede buluşmasıdır. Çünkü Türkiye’ye yönelen tehditler sadece bir partiyi, bir çevreyi veya bir ideolojik kümeyi hedef almıyor. Hedef doğrudan doğruya Türkiye’nin birliği, Türk Milleti’nin direnci ve bu coğrafyadaki medeniyet merkezi rolüdür.

İşte bu nedenle MHP’nin görevi yalnızca kendi tabanını konsolide etmek değildir. MHP’nin görevi, milli cepheyi yeniden toparlamak, dağınık milli refleksleri yeniden bir araya getirmek ve Türkiye’de devlet merkezli ortak bir istikamet oluşturmaktır...

Burada özellikle altı çizilmesi gereken nokta şudur…

MHP, Millî Görüş hareketiyle, muhafazakâr milliyetçi çevrelerle, Atatürkçü, Kuvay-ı Milliye’ci, devletçi-mukaddesatçı damarlarla ve Türkiye’nin birliğini önceleyen bütün milli unsurlarla daha güçlü, daha stratejik ve daha kuşatıcı bir ilişki geliştirmek zorundadır.

Çünkü bu ülkenin geleceği, birbirine mesafeli duran milli damarların ayrışmasında değil; aynı tehdidi görenlerin ortak bir tarih şuurunda buluşmasında yatmaktadır.

“Terörsüz Türkiye” evet; ama tavizsiz Türkiye olarak, Çevresinde barışı sağlamış olarak…

Devlet Bahçeli’nin son dönemde öne çıkardığı “Terörsüz Türkiye” yaklaşımı, hedef olarak doğrudur. Elbette Türkiye, terörü tamamen bitirmek zorundadır. Ancak burada milletin zihninde çok açık bir hassasiyet vardır.

Terörsüz Türkiye ile tavizli Türkiye aynı şey değildir.

Türk milleti, MHP’den bu süreçte şunu beklemektedir. Eğer terör bitecekse, bu devletin iradesiyle, Türk Milleti’nin onurunu zedelemeden, şehitlerin aziz hatırasını çiğnemeden ve hiçbir ayrılıkçı yapıya siyasi meşruiyet kazandırmadan gerçekleşmelidir.

Türk Milleti yumuşak cümlelere değil, netliğe bakar. Bu yüzden MHP’nin burada kurması gereken tavır son derece açıktır.

Merhamet olabilir; ama taviz olamaz.

Sükûnet olabilir; ama gevşeme olamaz.

Terörsüzlük olabilir; ama devletsizlik asla olamaz…

İran’a saldırılar sadece İran meselesi değildir, İran’ın meselesi değildir.

Bugün Amerika ve İsrail ekseninin İran’a dönük saldırganlığı, yalnızca İran rejimiyle ilgili bir mesele olarak okunamaz. Bu tablo, Türkiye’nin çevresinde yeni bir kuşatma düzeni kurulmak istendiğini göstermektedir.

Burada asıl mesele İran’ı sevmek ya da sevmemek değildir. Asıl mesele şudur. İran bir Türk Ülkesidir. İran zayıflatılırsa, sıra Türkiye’nin çevresindeki diğer direnç hatlarına gelir.

Bu nedenle MHP’nin dış politika refleksi, sadece Ankara merkezli güvenlik diliyle sınırlı kalmamalıdır. İran meselesine bakarken Tebriz’i, Erdebil’i, Urmiye’yi, yani İran Türkleri’ni, Devlet BAHÇELİ’nin ifadesi ile oradaki kardeş halkları da gören bir stratejik şuur ortaya koymalıdır.

Çünkü biz İran’la sadece komşu değiliz; Tebriz başta olmak üzere İran’la akrabayız.

Bu cümle romantik değil, jeopolitiktir. MHP’nin söylemi tam da bu derinlikte olmak zorundadır.

Türk Milliyetçiliği dışlayıcı değil, merkez kurucudur…

Bugün Türkiye’de en çok ihtiyaç duyulan şeylerden biri de Türk Milliyetçiliğinin gerçek mahiyetinin yeniden anlatılmasıdır. Çünkü Türk Milliyetçiliği, bazı çevrelerin iddia ettiği gibi dar, kuru, yalnızca etnik bir kapanma değildir.

Türk Milleti tarih boyunca; Kürtleri, Arapları, Balkan halklarını, Kafkas topluluklarını, Fars havzasındaki unsurları, hatta gayrimüslim Ermeni, Yahudi ve Rum topluluklarını bile bir medeniyet ve düzen havzası içinde yaşatmış bir merkez millet olmuştur.

Bu şu demektir: Türk Milliyetçiliği, “herkesi Türk yapmaya çalışan kaba bir ırkçılık” değil; Türk’ü merkez alan ama farklı toplulukları da adalet, himaye ve ortak kader ekseninde bir arada tutan devletli bir medeniyet anlayışıdır.

İşte MHP’den bugün beklenen de tam olarak budur. Türk Milleti’ni merkeze alan ama dışlamayan, parçalamayan, toparlayan, güven veren bir milliyetçilik dili.

Balkanlar’dan Kuzey Afrika’ya kadar beklenti aynıdır…

Bugün Balkanlar’da, Kafkasya’da, Arap coğrafyasında, Kuzey Afrika’da ve eski Osmanlı havzasında Türkiye’ye bakan geniş kitlelerin beklentisi aynıdır.

Kendi içine kapanmış bir Türkiye değil, yeniden istikamet veren bir Türkiye.

Bu coğrafyalar Türkiye’den sadece ekonomik ilişki beklemiyor. Aynı zamanda denge, adalet, koruma, siyasi irade ve medeniyet merkezi olma cesareti bekliyor.

Bu yüzden MHP’nin Milliyetçiliği, sadece içeride slogan üreten bir milliyetçilik olamaz. Aksine, Türk Dünyası’nı sahiplenen, İran Türkleri’ni gören, Balkanlar’daki tarihî hafızayı okuyan, Arap coğrafyasındaki medeniyet kırılmasını anlayan ve Türkiye’yi yeniden merkez ülke olarak konumlandıran bir milliyetçilik olmak zorundadır.

Sonuç: MHP ya büyüyecek ya büyümeli...

Bugün MHP’nin önünde tarihî bir yol ayrımı vardır.

Ya kendisini günlük siyasetin dar koridorlarına sıkıştıracak, sadece reaksiyon veren ve mevcut denklemin tamamlayıcı unsuru gibi görünen bir partiye dönüşecektir.

Ya da Türk milletinin tarihî hafızasına yaslanan, milli cepheyi toparlayan, Millî Görüş’le, Atatürkçülerle ve diğer yerli-milli damarlarla ortak zemin kuran, Türk Dünyası’nı ve medeniyet coğrafyasını aynı stratejik ufukta buluşturan büyük bir milli merkez haline gelecektir.

Bu günlerde başta İstanbul Teşkilatları olmak üzere yeniden yapılanmaya giden MHP’nden Türk Milleti’nin beklediği tam olarak budur…

Dar siyaset değil, büyük istikamet.

Sert slogan değil, derin devlet şuuru.

Tepki değil, tarihî liderlik.

Ve açık konuşalım, Eğer MHP bu rolü üstlenmezse, Türkiye’de milliyetçi refleks büyür ama siyasi temsili daralır. Eğer üstlenirse, sadece bir parti olarak değil; yeniden Türk Milleti’nin vicdanında yön tayin eden bir hareket haline gelir.

Çünkü artık mesele yalnızca seçim değildir. Mesele, Türkiye’nin önümüzdeki yüzyılda hangi eksende yürüyeceği meselesidir.

Ve bu meselede MHP’den beklenen şey, dar bir parti refleksi değil, büyük bir milli cephe aklıdır. Bunu yapabilecek irade ve kararlılık MHP mensuplarında ve Ülkücülerde mevcuttur. Gün birlik günüdür. Ülkücü hareket bu birliği sağlamalıdır.

Emekli Yarbay Halil Mert, dikGAZETE.com

-Strateji ve Yönetim Uzmanı, Elektrik-Elektronik Mühendisi-

Açıklamaları ‘Youtube’ kanalımızdan izleyebilirsiniz.

Takibinizi arz ederiz


© Dikgazete.com