menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İdeolojik körlükten milli direnişe: 15 Temmuz, ihanetin anatomisi ve savunma sanayisindeki sabotajlar...

16 0
17.07.2026

E. Yarbay Halil Mert yazdı;

İDEOLOJİK KÖRLÜKTEN MİLLİ DİRİLİŞE:

15 TEMMUZ, İHANETİN ANATOMİSİ VE SAVUNMA SANAYİSİNDEKİ SABOTAJLAR…

15 TEMMUZ BİR ASKERÎ DARBE DEĞİL, DEVLETE KARŞI İSYAN VE İHANET KALKIŞMASIDIR…

“Büyük Türk Milleti, devletin uyuduğu yerde dahî uyanık kalabilmiştir.”

15 Temmuz, basit bir askeri darbe girişimi değil; kökleri on yıllara dayanan, dış bağlantılı bir isyan ve ihanet kalkışmasıdır. Bu karanlık geceyi aydınlatan ise devletin bürokratik aygıtlarından ziyade, ecdadımızın "ÇARIKLI ERKÂN-I HARP" dediği Aziz Türk Milleti’nin emsalsiz feràseti olmuştur.

Bu Aziz Millet, PEYGAMBER OCAĞI olarak gördüğü, Viyana’dan Balkanlar'a kadar adaleti taşıyan, İstanbul’u fethedip tüm Müslüman halklara hayat alanı açan Şanlı Türk Ordusu’na –Mehmetçiğe– leke sürülmesine izin vermemiştir. Ancak 15 Temmuz’un ardındaki gerçekleri tam anlamıyla kavrayabilmek için, bu ihanet şebekesinin nasıl palazlandığını ve devletin kılcal damarlarına, bilhassa savunma sanayisine nasıl sızdığını yüzleşerek analiz etmek zorundayız.

Millet, devletten önce ayağa kalktı!..

15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan hadiseyi yalnızca "Askerî Darbe Girişimi" olarak tanımlamak bana göre hem eksik hem de meseleyi tam anlamıyla ifade etmeyen bir değerlendirmedir.

Çünkü klasik anlamda askerî darbeler, emir-komuta zinciri içerisinde veya ordunun kurumsal iradesiyle gerçekleştirilen yönetimi ele geçirme teşebbüsleridir. Oysa 15 Temmuz'da yaşanan olay, devletin içerisine yıllar boyunca sinsice yerleşmiş, dini duyguları istismar ederek kendisine kadro devşirmiş organize bir yapının, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı giriştiği bir isyan ve ihanet kalkışmasıdır.

Bu nedenle ben, 15 Temmuz'u "askerî darbe" olarak değil; devlete karşı isyan ve ihanet kalkışması olarak görüyorum. Bu değerlendirmemin en önemli sebebi ise o gece yaşananların bize gösterdiği büyük hakikattir. O gece devletin birçok kurumu ne olup bittiğini anlamaya çalışırken, Aziz Türk Milleti çok daha hızlı hareket etti. Ecdadımızın "Çarıklı Erkân-ı Harp" dediği millet feraseti bir kez daha tarih sahnesine çıktı. Kimse insanlara emir vermedi. Kimse milyonları tek tek aramadı. Kimse "Sokağa çıkın." diye kapı kapı dolaşmadı.

Millet, devletinden önce ayağa kalktı. Bu millet, tarih boyunca yalnızca savaş meydanlarında değil; devlet aklı konusunda da büyük bir sezgiye sahip olduğunu defalarca göstermiştir. 15 Temmuz bunun en son örneklerinden biridir.

Bugün hâlâ bazı çevreler meseleyi sadece "askerî darbe" kavramı içerisine sıkıştırmaya çalışıyor.

Bu hadise, devletin içine yerleştirilen organize bir ihanet şebekesinin harekete geçmesidir. Bunu önleyen ise ilk anda devlet kurumları değil, milletimizin ferasetidir. Allah'ın da yardımıyla Aziz Türk Milleti, kendi devletine sahip çıkmıştır.

Türk Silahlı Kuvvetleri, FETÖ ile aynı cümlede anılamaz!..

15 Temmuz'dan sonra yapılan en büyük yanlışlardan biri de FETÖ mensubu hainlerle Türk Silahlı Kuvvetleri'nin aynı cümlede kullanılmaya başlanmasıdır. Buna vicdanım da tarih bilgim de razı değildir. Türk Silahlı Kuvvetleri herhangi bir kurum değildir. Burası Peygamber Ocağıdır. Burası Şanlı Türk Ordusudur.

Daha da ötesi, asırlar boyunca yalnız Türk milletinin değil, İslam dünyasının da ordusu olmuştur. İstanbul'u fetheden İslâm Ordusu bu Kahraman Türk Ordusu’dur. Malazgirt'te Anadolu'nun kapısını açan bu ordudur. Mohaç'ta tarih yazan bu ordudur. Viyana kapılarına kadar yürüyen bu ordudur. Balkanlarda yalnız Türkleri değil, Boşnakları, Arnavutları ve daha birçok Müslüman topluluğu koruyan bu ordudur. Kafkasya'da, Orta Doğu'da ve üç kıtada adalet tesis eden de yine bu ordudur.

Bu ordunun adı Mehmetçiktir. İşte bu nedenle birkaç hainin ihanetini, Türk Ordusu'nun şerefli tarihiyle aynı kefeye koymak büyük bir haksızlıktır.

Hedef alınması gereken Türk Ordusu değildir. Hedef alınması gereken, Türk Ordusu'nun içine sızmış, maalesef muhafazakâr halkımızın ana rahminde gibi büyüttüğü ihanet yapılanmalarıdır. Bunu birbirinden ayıramayanlar ya tarihi bilmiyor ya da bilerek algı oluşturuyor.

İçimizde büyüyen ihanet ve sosyolojik yüzleşme…

Açıkça ifade etmek gerekir ki FETÖ, bu topraklarda muhafazakâr, dindar kesimlerin iyi niyeti suistimal edilerek beslenmiş ve tabiri caizse bizim kendi rahmimizde büyütülmüştür. İnsanlarımızın dini duygularını istismar eden bu şirk ve ihanet şebekesi, ABD, İngiliz ve İsrail istihbaratlarının 50-60 yıllık sabırlı bir projesi olarak karşımıza çıkmıştır.

Milletimizin ordusuna güven ve bağlılığını "Postal Yalayıcığı" gibi aşağılayıcı ve kabul edilemez yaftalamalarla dindar insanları ötekileştiren arkaik zihniyetler bir yana, bu yapının muhafazakâr kitleler içinde nasıl bu denli kök salabildiği, kendi içimizde yapmamız gereken en büyük özeleştirilerden biridir.

En büyük ihanet, dini duyguların istismar edilmesidir!..

Şimdi belki birçok kişinin hoşuna gitmeyecek bir gerçeği konuşmak zorundayız. FETÖ, bu ülkede gökten inmedi. Bu yapı, yıllarca Türkiye'deki muhafazakâr ve dindar çevrelerin içerisinde........

© Dikgazete.com