Evlilikte hayranlığın sessiz tarihi
Evlilikte hayranlığın sessiz tarihi
Bir kadının bir erkeğe neden hayran olduğunu hiç düşündünüz mü?
Ben düşündüm. Daha doğrusu, hayranlığın ne zaman bittiğini düşünürken başına kadar gitmek zorunda kaldım.
Çünkü insan, kaybettiği şeyin önce nereden geldiğini merak ediyor.
“Bir kadın bir erkeğin parasına hayran olabilir” denir mesela. “Yakışıklılığına, zekâsına, mevkiine!..” Bunlar kolay cevaplar. Oysa kadınların kendi içlerinde tuttukları, kimseye göstermedikleri başka cetvelleri olduğunu düşünüyorum. Birinin soğukkanlılığıdır onun için mesele. Ötekinin bir sofrada annesine davranışı. Bir başkasının kimsenin çözemediği bir işi sessizce halledişi. Belki verdiği sözü tutması. Belki korktuğunda bile korkmamış gibi ailesinin önünde durabilmesi.
İnsan sevdiği adamdan kendi değerlerine göre bir kumaş kesiyor galiba. Sonra onu, yine kendi zihninde bir yere giydiriyor.
Peki evlilik o kumaşa ne yapıyor?
Belki biraz eskitiyor. Belki yalnızca astarını gösteriyor.
Çünkü birlikte yaşamak tuhaf bir bilgi edinme biçimi. Bir insanın dışarıdan görünen meziyetlerini değil, onların nerede başlayıp nerede bittiğini de öğreniyorsunuz. Ne kadar cesur olduğunu bildiğiniz gibi neden korktuğunu da biliyorsunuz. Zekâsını bildiğiniz kadar yetişemediği yerleri, gücünü bildiğiniz kadar hangi kapının önünde küçüldüğünü de.
Ama insan birini bütünüyle tanıdığında ona eskisi gibi hayran olabilir mi, bundan pek emin değilim.
Hele kadınların hayatı değiştikçe bu soru daha da karışıyor. Bir zamanlar erkeğin bildiği dünya ile kadının bildiği dünya arasında epeyce mesafe vardı. Erkek para kazanıyor, dışarıdaki işleri hallediyor, karar veriyor, ailesini koruyor ve bütün bunların doğal bir itibarı oluyordu. Üstelik kolay işler de değildi bunlar. Hâlâ değiller.
Sonra kadın dışarı çıktı.
Para kazandı. İnsanlarla uğraştı. Resmî dairelerde sıra bekledi. Araba kullandı. Birilerini yönetti. Kaybetti, kazandı, düştü,........
