Yeni parti, eski kutuplaşma
Yeni parti, eski kutuplaşmaY
Bir siyasi partinin kuruluşu, demokratik sistemlerde olağan bir siyasal gelişmedir. Ancak çoğu zaman kamuoyuna nasıl aktarıldığı bu tür gelişmelerin kendisi kadar belirleyicidir. Çünkü haberler okurun olup biteni hangi çerçevede değerlendireceğini de etkiler. Çünkü medya, hangi aktörleri görünür kıldığı, hangi sözcükleri seçtiği ve hangi yönleri öne çıkardığı aracılığıyla siyasal gerçekliği yeniden inşa eder.
CHP’den ayrılan milletvekillerinin yeni bir siyasi parti kurma süreci, bu açıdan Türkiye medyasının kutuplaşmış yapısını gözlemlemek için önemli bir örnek oluşturdu.
22-25 Temmuz 2026 tarihlerinde ulusal gazetelerin birinci sayfa manşetleri incelendiğinde, aynı siyasal gelişmenin ortak bir haber gerçekliği içinde sunulmadığı, aksine gazetelerin ideolojik konumlarına bağlı olarak birbirinden farklı anlam dünyaları kurduğu görülüyor.
Bu farklılık yalnızca siyasal bakış açısından kaynaklanmıyor. Aynı zamanda kullanılan haber dili, seçilen metaforlar ve başlıkların tonu da birbirinden ayrışıyor.
Bazı gazeteler yeni partinin kuruluşunu demokratik rekabetin doğal bir sonucu olarak aktarırken, bazıları daha ilk günden itibaren meşruiyet tartışması açıyor; bazıları ise doğrudan suçlayıcı ve aşağılayıcı bir dil benimsiyor.
Barış gazeteciliği yaklaşımının kurucusu Johan Galtung, medyanın çatışmaları yalnızca kazananlar ve kaybedenler üzerinden anlatmasının toplumsal kutuplaşmayı beslediğini vurgular. Ona göre gazetecilik, farklı görüşleri görünür kılan, karşı tarafı şeytanlaştırmayan ve çözüm ihtimalini dışlamayan bir dil geliştirebilir. Buna karşılık savaş gazeteciliği, sert metaforlar, düşmanlaştırıcı söylemler ve ‘biz-onlar’ ayrımı üzerinden ilerler.
Yeni partinin kuruluşuna ilişkin dört günlük manşetler, bu iki yaklaşım arasındaki farkı somut biçimde ortaya koyuyor.
İlk gün: Aynı haber, farklı gerçeklikler
22 Temmuz’da gazeteler aynı siyasal gelişmeyi bambaşka biçimlerde çerçeveledi.
Cumhuriyet, ‘Yeni partiyle iktidar yürüyüşü‘ manşetiyle yeni oluşumu doğrudan siyasal değişim ve iktidar alternatifi olarak sunarken Hürriyet, Milliyet ve Posta, kuruluş sürecini daha çok olgusal bir haber diliyle aktardı. Bu gazetelerde yeni partinin programı, kuruluş hazırlıkları ve siyasal etkisi ön plana çıkıyordu.
Sabah’ın ‘Rüşvet bagajıyla Yeni Parti’ ve ‘İmamoğlu’na stepne partisi‘ başlıkları, yeni partiyi siyasal hedefleri üzerinden değil, yolsuzluk iddiaları ve başka bir siyasi aktöre bağımlılık ima eden bir çerçeve içinde sundu. ‘Stepne’ benzetmesi, yeni partiyi bağımsız bir siyasal özne olmaktan çıkarıp başka bir aktörün yedeği olarak konumlandırıyordu.
Takvim’in ‘Böl, parçala, çal‘ manşeti ise haber vermekten çok hüküm kuruyor; siyasal aktörleri suçlayıcı ve kriminalleştirici bir dil kullanıyordu.
En sert örneklerden biri ise Yeni Akit’te görüldü. Gazetenin ‘Yürü anca gidersin, hırsızını arsızını al da git‘ manşeti, gazetecilikte eleştirel dil ile hakaret arasındaki sınırı tartışmaya açacak kadar ağır ifadeler içeriyordu. Burada haber başlığı, bilgi aktaran bir unsur olmaktan çıkıp siyasal aktörleri ahlaki açıdan mahkûm eden bir söyleme dönüşüyordu.
Akşam’ın ‘CHP’de bölünme zamanı‘, Türkiye gazetesinin ‘Özel iki ay sonra veda etti‘ başlıkları ise yeni partinin kuruluşundan çok CHP’deki ayrışmayı haberin merkezine yerleştiriyordu. Böylece haberin öznesi yeni parti değil, ana muhalefette yaşanan çözülme oluyordu.
BirGün ise ‘Koltuk out sokaklar in‘ manşetiyle farklı bir çerçeve kurdu. Gazete, yeni partiyi yalnızca parti siyaseti bağlamında değil, toplumsal muhalefet ve siyasal katılım ekseninde değerlendirmeyi tercih etti.
İlk günün manşetleri birlikte değerlendirildiğinde beş temel çerçeve ortaya çıkıyor:
yeni partiyi meşru bir siyasal aktör olarak gören yaklaşım
yeni partiyi iktidar alternatifi olarak sunan yaklaşım
CHP’deki bölünmeyi merkeze alan yaklaşım
ahlaki mahkûmiyet çerçevesi
stratejik siyaset yaklaşımı
Bu tablo, aynı gelişmenin farklı gazetelerde yalnızca farklı yorumlanmadığını, adeta farklı gerçeklikler içinde yeniden kurulduğunu gösteriyor. Haberin hangi yönünün öne çıkarıldığı, hangi sözcüklerin seçildiği ve hangi metaforların kullanıldığı, okurun siyasal gelişmeyi algılayışını doğrudan etkiliyor.
İlk günün sonunda ortaya çıkan en önemli bulgu da bu: Türkiye’de medya, ortak bir kamusal anlatı üretmekten çok, kendi editoryal ve ideolojik konumuna uygun siyasal gerçeklikler inşa ediyor.
İkinci gün: Kuruluş haberinden meşruiyet mücadelesine
23 Temmuz manşetleri, haber dilinin yalnızca sertleştiğini değil, aynı zamanda yeni partinin kuruluşundan uzaklaşıp siyasal meşruiyet mücadelesine odaklandığını gösterdi. İlk gün ağırlıklı olarak ‘Yeni bir parti kuruluyor‘ ekseninde şekillenen haberler, ikinci gün itibarıyla bu gelişmenin kimin kazancı, kimin kaybı olduğu sorusuna yöneldi. Böylece haberlerin odağı yeni partinin programı, hedefleri ya da siyasal önerileri olmaktan çıktı; yerini siyasal rekabet ve güç mücadelesine........
