Türkiye'nin Sartre'ları var, de Gaulle'ü yok!
Türkiye'nin Sartre'ları var, de Gaulle'ü yok!T
Yıllar önce bir meslektaşıma, kendisinin kurum için önemini hatırlattığımda, bana, “Ne ben Sartre’ım ne de sen de Gaulle” diyerek takılmıştı, Ahmet Kaya şarkısına atıfla. Yazının başına oturunca hatırladım, hatırlayınca Kaya’nın o güzel yorumuyla şarkıyı bir kez daha dinledim, duramadım, birkaç şarkı daha. Hafıza böyle bir şey, Ümit Kıvanç’ın Ahmet Kaya belgeselini açtım, biraz da onunla oyalandım. Çok güzel belgesel hakikaten, Uçurtmam Tellere Takıldı. O belgeselin bir yerinde, magazincilerin Kaya’ya çatal bıçak attığı anlarda, “Kürt diye bir şey yok” diyen bir çığlık işitiliyor. Kaya’ya yapılanları, manşetleri, hakaretleri düşünüyorum. O gün o işleri yapanların bugün de muteber sayılışını. “Kürtçe bir plak çıkaracağım” demişti. Bu kadar. Yıl 1999’du. Bir yıl önce, İHD Başkanı Akıl Birdal’ın bedeninden altı kurşun çıkarılmıştı. Ankara’da hastane önünde toplanan kalabalığı hatırlıyorum, yıl 1998’di. “Kürt diye bir şey yok!” Hatırlamanın da sonu yok. Sorumlusu, Ahmet Kaya’nın şarkısı.
Olası suskunluk gerekçeleri
İlk yazıda, İmralı Heyeti üyesi DEM Partili bir ismin ‘entelektüel kesim’e yönelik eleştirisi üzerine başlayan tartışmaya dair bir şeyler karaladım. ‘Entelektüel kimdir’, ‘Aydın kimdir’, ‘Akademisyen ne iş yapar’ gibi ucu bucağı olmayan sorulara girmeden, kolaya kaçıp ‘okumuşlar’ demekle yetindim. Okumuşların olası suskunluk gerekçelerinden devam ediyorum.
Öncelikle, son sürecin başından itibaren ‘tartışman’nın istenen müzakere biçiminde kurulmadığını bir kez daha hatırlatmalı. Suskunluğun bir gerekçesi bu. Bilmediğiniz bir şey üzerinde konuşamazsınız. Ne iktidar ne DEM toplumsallaşma başlığına aldırış etti. Bunun bir önemi var mı? Bence vardı, sürecin muhatapları için yoktu.
İkincisi, hiçbir şeye geçmişe bütünüyle sünger çekerek başlanamıyor. Yaşamda ‘tabula rasa’ olanaksız. Olduğu, olabileceği varsayılır, çünkü bu kurgu gereklidir, ancak gerçek değildir. Hatırladıklarımız içinde ‘şimdilik’ üzerini örttüklerimiz olur. Özeleştiri, bağışlama, itiraf, özür gibi olgu ve hasletler de bu nedenle yaşamsaldır. Türkiye’de ise UFO gibidir; söz konusu kavramların var olduğu söylenir de gören çıkmaz.
Hal böyleyken, ben her ne yapıyorsam, bunu, yıllardır olup bitenin bilgisiyle yapıyorum. Örneğin, Osman Kavala’nın ve diğer Gezicilerin yıllardır cezaevinde olduğu........
