menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

'Cennet' imparatorluk: Epstein ve diğerleri

26 24
15.02.2026

'Cennet' imparatorluk: Epstein ve diğerleri'

Epstein dosyasının yaklaşık 3 milyon belgelik bölümünün açıklanmasıyla yine haberlere kilitlendik. Belgelerle ortaya çıkan şey bir çürüme ya da ‘sapkınlık’ değil, bizzat iktidar kavramının kendisi. Çürüyen bir şey yok; arzu edilen mevki bu. İktidar ya da antropolojide egemenlik olarak da ele alınan kavram, her istediğini yapıp asla hesap vermemek demek tam olarak. Epstein zengin ve ayrıcalıklı erkekler için böylesine bir ‘cennet’ imparatorluk kurmuş.

‘Egemenlik istisnası’, kuralı koyan ama o kurala uymak zorunda olmayan istisnai bir mevki. Türkçede ‘Astığı astık, kestiği kestik’ deyişi de bu kavramın çekirdeğini çok güzel açıklıyor.

Antropolog David Graeber ve Marshall Sahlins’in veciz bir şekilde ifade ettiği gibi, “Egemenler tanrıları taklit ediyo”. Her egemen ya da iktidar sahibi bir tanrı gibi hesap vermeden, kısıtlama olmadan yaşamak isterken, etrafındaki herkesin ve her şeyin kendi arzusuna göre yaşamasını istiyor.

Çocukmuş, küçükmüş demeden iktidarının ona verdiği özgürlüğün ‘tadını çıkarıyor’. Dünyayı sömürerek zenginliğin büyük bir kısmını elinde tutan erkekler tam da böyle yaşayabilmek için zenginlik istifliyorlar.

Bazı yorumcular, Epstein’in kurduğu seks kölesi ağını ‘uçkur meselesi’ gibi değerlendiriyor. Oysa ‘uçkur’la değil, iktidarın en ‘çıplak’ haliyle karşılaştığımızı söyleyeceğim. Feminist literatüre göre, tecavüz cinsel bir eylem değildir, cinsel isteğin dizginlenememesinden kaynaklanmaz. Tecavüz edenler, yüksek cinsel arzularından dolayı değil, sadece tecavüz edebildikleri için tecavüz ederler, yani bunu yapacak güçleri ve onları koruyacak iktidarları olduğu için.

O yüzden tecavüz edenleri ‘hadım etmek’ değildir çözüm. Gerçek çözüm, iktidar meselesini çözerek cinsler arası eşitliği sağlamaktır. Tecavüz, cinsel bir kılıfa sokulmuş iktidar ve şiddet uygulamasıdır. Epstein davasında da erkeklerin cinsel bir kılıfa soktukları iktidarlarını nasıl uyguladıklarına tanık oluyoruz.

Erkek egemen dilde, erkeklik organının ‘iktidar’ ya da ‘iktidarsızlık’ diye nitelenmesi tesadüf değil. Erkeklik hep bir iktidar meselesi. Bu iktidar, karşısındaki insanın iradesinin olmasını istemiyor, nesne olmasını, oyuncak olmasını istiyor.

Epstein kurbanlarından Virginia Giuffre, kendisine şiddet uygulayan bir ‘başbakan‘ın Giuffre’nin korkusunu gördükçe nasıl tahrik olduğunu anlatıyordu. “Bir seks kölesi olarak öleceğimden korkmuştum” diye yazıyordu kitabında; o zaman 17 yaşındaydı.

Epstein dosyasında gördüğümüz, dünya zenginlerinin çıplak iktidarları için kurulan ‘erkek cennet’leri değil sadece. Aynı zamanda, yöneticiler ve zenginler üstünde iktidar kazanmak için kurulmuş bir şantaj ağı var. Her şeyin kameraya alındığı, her kaydın saklandığı bir sistem. Böylesine bir ağ, sadece Epstein’in kişisel çıkarlarına hizmet etmenin çok ötesinde. Çeşitli söylentiler olsa da, tüm bunların arkasında ‘kimler’ var, Epstein kime, neye hizmet ediyor, henüz ortaya çıkmadı.

Chomsky ve ‘iptal kültürü’

Chomsky’nin Epstein ile yakın ilişkisine dair “büyük hayal kırıklığına uğradığını” söyleyen gazeteciler ya da entelektüeller (genelde hepsi erkek) böylesine bir hayal kırıklığı için oldukça geç kaldılar. Birçok kadın Chomsky’nin ‘iptal kültürü’ kavramını savunanlardan biri olduğunu biliyor.

‘İptal kültürü’ kavramı, şiddet uygulamış, kadınları istismar etmiş entelektüel ya da gazeteci erkekleri savunmak için patriyarka tarafından uydurulmuş bir kavram. Bu kavrama göre, kadınlar maruz kaldıkları şiddetin ya da uğradıkları istismarın hesabını sormak için seslerini yükselttiklerinde, bu erkekleri ‘linç ediyorlardır’.

Eylemlerinden sorumlu tutulmak istemeyen erkek iktidarı hesap vermek, özür dilemek yerine ‘mağduru’ oynamaya başlar. Ayrıca bu kavram, o adam o kadar ‘değerli!’ eser vermiştir, o kadar halka mal olmuştur, bir kadının istismarı için onu  silecek miyiz, diye de sorar. Saldırgan erkeği mağdur, şiddet ve istismara uğramış kadınları saldırgan yapmayı hedefleyen bir kavramdır. Erkeğin eserlerinin kadının uğradığı şiddeti örtmesi gerektiğine inanmamızı ister.

Chomsky, 2018’de Epstein hakkındaki seks ticareti ve pedofili davasının ardından 2019’da ona akıl veriyor. Basında onunla ilgili çıkan haberlere cevap vermemesini söylüyor. Sonra da ‘istismar meselesinin abartıldığını, neredeyse cinayetten daha ağır sayılmaya başlandığından’ yakınıyor.

Bunları söylediği kişi, dünya çapında seks ticareti ağı kurmuş, binlerce kız çocuğunun hayatını mahvetmiş bir insan ve bu durum da açığa çıkmış, ama o çocuklar önemli değil Chomsky’ye göre. 2023’te ona Epstein ile ilişkisi sorulduğunda, “Bu kimseyi ilgilendirmez” diyor. Yani hesap vermeyi reddediyor.

Chomsky’nin eşi Valeria Chomsky’nin Epstein ile ilişkilerini açıklamak, kendilerini aklamak ve işte biraz da özür dilemek için yazdığı yazıya kimse itibar etmedi. Bu yazıda, Valeria Chomsky, Noam’ın çok saf olduğu için Epstein’i anlamadığını öne sürdü. Oysa daha erken yıllarda ortaya çıkanlar bir yana, 2018’deki büyük davanın ardından bile ilişkisini sürdürüyor Chomsky. Eşi yazısında, Noam Chomsky’nin her zaman kadın-erkek eşitliğini desteklediğini, Epstein’e yazdığı ‘akıl veren’ e-maillerin ‘iptal kültürü’ne yaptığı eleştiri kapsamında sayılması gerektiğini söyledi.

Şimdi bir nefes alıp anlamaya çalışalım. ‘İptal kültürü eleştirisi’ büyük değerli (!) erkeklerin istismar ya da şiddet uyguladıkları durumda, iptal edilmemesini sağlamak, yani ‘silinmesini’ önleyip affedilmesi demek. Chomsky, Epstein vakasında, ‘iptal kültürü’ eleştirisi yapıyorsa, Epstein’in iptal edilmemesini, ‘haksızlığa uğramamasını’ istiyor.

Epstein’in büyük değerli (!) eserlerini göz önüne alarak, kadınların iddialarına kulak tıkayacağız yani. Sözü edilen kişi 2000’lerin başından beri seks ticareti ve insan kaçakçılığıyla suçlanıyor ama Chomsky’nin derdi, ya erkekler ‘iptal edilirse’ oluyor. Erkek egemen düzen ve iktidar arzusu sınır tanımıyor, ‘entelektüel’le seks kölesi ticareti yapan el ele tutuşuyor, çünkü maddi ve manevi çıkarları var.

Hayal kırıklığına uğradığını söyleyen hiçbir erkek yorumcu, Chomsky’nin bu ‘iptal kültürü eleştirisi’ni ele almadı, çünkü bu mesele hâlâ onların meselesi değil. Diğer yandan, bu kavram, gün gelir kendilerini de her türlü iddiadan koruyacak bir kalkan olarak saklanıyor olabilir.

Mağdurların mücadelesi

Epstein dosyaları açığa çıktıkça, şimdiye kadar kapitalizmi komplo teorisiyle açıklayan ‘Anadolu irfanı’nın haklı olduğunu söyleyen yorumcular bile çıktı. Başka bir komplo teorisi daha ortaya atıldı: “Bu davayı neden şimdi patlattılar? Neden şimdi bu dava konuşulur oldu? Bunun arkasında ne var?”

Sadece ortaya çıkan manzaraya odaklanıp süreci hesaba katmamak, meseleyi tarihselliğinden koparmak demek. Bir komplo meselesi değil bu.

Bu dava kadın kurbanların mücadeleleri sayesinde bu noktaya geldi. Yıllardır adım adım ittirerek, her kapının yüzlerine kapandığı dünyada bu davayı konuşulur hale getirdiler.

Kadınların başlarına korkunç olaylar geldi. Konuşmaya karar veren kurbanlar otel odalarında ölü bulundu.

Epstein ve onun ağı hakkında 2001’de bir televizyon programında ilk kez konuşan süper model Karen Mulder, seks ticareti ve tecavüzle suçladığı isimler tarafından akıl hastanesine yatırıldı ve Mulder’ı gözlem altında tutmak için hastaneye para ödendi. Mulder’ın konuştuğu televizyon programı asla yayınlanmadı ve ona asla modellik işi verilmedi.

Epstein’in kurbanlarıyla 2019’da ilk röportajı yapan gazeteci Savannah Guthrie’nin annesi kaçırıldı.

Virginia Giuffre’nin intiharında şaibeler var.

Fakat kadınlar hâlâ vazgeçmiyorlar ve patriyarkal kapitalizmin palazlandırdığı dünyanın en güçlü erkeklerine karşı mücadele vermeyi sürdürüyor. Epstein kurbanları son olarak Super Bowl maçında Epstein dosyasında şeffaflık isteyen videolarını yayınladılar. Canlarını tehlikeye atarak patriyarkal kapitalizmin kalesinde delikler açmaya devam ediyor bu kahraman kadınlar.


© Diken