Meyhane tek, yazar duble: Diken aynı mekâna iki yazarla çıkartma yaptı…
Meyhane tek, yazar duble: Diken aynı mekâna iki yazarla çıkartma yaptı…M
Emos’un kuralları keşke her yerde geçerli olsa
Grand Korçi’yi bilir misiniz? Zevkle takip ederdim Gazete Duvar’daki yazılarını. Bu köşeyi takip ettiğinize göre muhtemelen siz de bilirsiniz.
Hakkında bildiklerim, yazılarının girişindeki ‘Kimdir?’den ibaretti. İstanbul’da dünyaya gelmiş. Kimya mühendisliği tahsil etmiş. Fotoğraf ve sinemaya ilgisi nedeniyle bir ara mühendisliği bırakmış. Bu alanlarda ‘tutunamayınca‘ eğitimini aldığı mesleğe dönmüş. İçki sektörüne yönelik çalışmaları sırasında alkolün üretimi, kültürü ve tarihine yönelik ilgisi giderek artmış. Hobileri arasında golf, modern dans, yoga hiçbir zaman yer almamış, ancak ‘kişisel gelişim yolculuğu’nu bir çilingir müdavimi olarak sürdürüyormuş.
İyi de Grand Korçi ne? Gerçek isim mi, mahlas mı? ‘Kimdir?‘ yazısını süsleyen suretinden anlıyoruz ki bir erkek kişi. O kadar.
Maalesef Gazete Duvar kapandı, Grand Korçi’den de mahrum kaldık. Ama bu arada o, editörü de olduğu cilingirsohbetleri.com adresinde hizmetine devam ediyor. Başka hizmetleri de var. Azz sonra…
Araştırmacı meyhaneci olarak Grand Korçi’nin üzerindeki sır perdesini kaldırmak bana düşerdi. Üstelik, elimde bir çilingir erbabını cezbedecek çok koz var. Hangi meyhûr, Şirinevler’deki çıkmaz bir sokakta, dışı tamamen filmle kaplı, içeride neyle karşılaşacağını bilmediği bir meyhaneye “Hayır” diyebilir ki? Benim de ilk gidişim olacak…
Önce ben vardım. Zaten Şirinevler metrobüs durağına 10 dakikalık yürüme mesafesinde. Altı katlı Huzur Apartmanı’nın altında. Dışı, mavi kurumsal renkli bira firmasının filmiyle kaplı, içeriyi görmek mümkün değil.
Saat 17:00 suları… Giriş kapısı ortada… Girdim. Başında örme balıkçı beresi, gamzelerini ortaya çıkaran sıcak gülümsemesiyle ben yaşlarda bir beyefendi karşıladı. “Sen miydin arayan?” dedi. Evet, aramıştım. O kadar yol geleceğiz, açık mı değil mi diye. Bazen kandil filan oluyor, kapı duvar. Tecrübeyle sabit.
“İki kişi olacağız, nereye oturalım?”
Giriştekiler yüksek birahane masaları, ortadaki kolondan sonrası meyhane masası. En dipte, meze dolabının yanındaki orta masaya oturdum. Sırtım duvarda, bütün salon görüş alanımda. Mutfak bile… Artık benden bir şey kaçmaz.
İlk iş tuvalete gittim. O yüzden değil, hani elimi yıkayayım, hem de tuvalet gözlemi yapayım. Tek pisuvar, klozetli tek kabin. Eski olsa da temiz.
Önden bira söyledim. Cephesinden ve tabelasından malûm olunduğu üzere tek marka var.
Biri tepemde, üç ekranda Bursa at yarışları. Ses duyulacak kadar. Dağınık masalarda birkaç kişiyiz, kimi kupon çalışıyor. Tavan yüksek, içerisi ferah. Duvarlarda fiyat listeleri, birkaç deniz temalı hazır çerçeveli resim, çeşitli Atatürk portreleri… Bir de Emos Restaurant kuralları. Büyük harflerle:
‘BU İŞ YERİNDE SPOR, SİYASET VE YÜKSEK SESLE KONUŞMAK, CEP TELEFONUNDAN YÜKSEK SESLE MÜZİK DİNLEMEK, GÖRÜNTÜLÜ KONUŞMAK YASAKTIR.‘
Yüksek sesle konuşmak, cep telefonundan yüksek sesle müzik dinlemek, görüntülü konuşmak kısımları makûl geldi bana da… Ama yine de sonu ‘yasak‘la biten her şey rahatsız edici benim için.
Ortam böyle. Artık tanışalım.
Beni karşılayan sahibiymiş. Henüz çok hareket yok, girişteki bar bankosunun arkasına geçince aldım biramı geçtim karşısına. Kendimi tanıttım önce, amacımı da söyledim. “Kötü bir şey varsa onu da yaz” dedi, “Düzeltiriz bu sayede.”
Kanımız ilk görüşte uyuşmuştu zaten, en azından ben öyle hissetmiştim. Nasıl içten. 33 yıldır meyhanecilik yapıyormuş, benden sekiz yıl kıdemli.
Osman bey (Bekâr, 60), Sivaslı. Babası polismiş. 1976’da gelmişler İstanbul’a. Lisedeyken sınıfta kalınca köftecide çalışmış, askerden sonra da inşaat malzemeleri satan bir yerde… 33 yıl önce Mahmutbey yolunda Huzur Birahanesi’nde işletmeciliğe adım atmış:
“Üç yıl işlettim. Sonra dört yıl da Şölen Birahanesi’ni. Ardından Sarıbal Restaurant’ı devraldım, ana cadde üstünde, köşedeydi. İki katlı, 50 masalık bir yerdi. Mülk sahibi astronomik kira isteyince bıraktım, şimdi market oldu. 2012’de buraya başladım. Şirinevler’in en eski meyhanesi. Babamlar takılırdı. En az 1980’den beri var.”
Ben Emos’u isim kısaltması, Emoş ama yanlış yazılmış sanıyordum, öyle değilmiş. Emos, şirketin adı, arkasına da önceki göz ağrısı Sarıbal’ı eklemiş. Bakmayın tabelaya, Sarıbal bitişik.
“Bu işin müşterisiydim de. 16-17 yaşımdan beri içerim. İlk başlarda iki bira içince Şirinevler benim olurdu. Hâlâ içiyoruz Allaha şükür. Allah sağlık verdikçe içeceğiz.”
İki yazıdır üst üste kötü haber veriyorum. Daha önce yazdığım Baraka 24 belediye tarafından kapatılmış. Orası da Bahçelievler Belediyesi sınırları içinde. Osman beye bahsedince “Bize herhangi bir baskı yok. Evraklarımız tam, denetleniyoruz, teşekkür edip ayrılıyorlar” dedi. Maalesef Baraka 24’ün ruhsat sorunu vardı.
Biz sohbet ederken yanıma elinde meyve tabağıyla bir beyefendi geldi. Meğer tezgâhtaki rakı kadehi onunmuş. Osman beyin ilk ve en eski müşterisi. 33 yıldır.
“Bi dakka o zaman” dedim, “Ben de rakıya geçeyim. Masaya bir 70’lik lütfen. Kadehimi doldurup geliyorum.”
Klasik rakının yeni seri olanını gönderdi Osman bey. Severim. İşin kimyasını benden iyi bilse de Grand Korçi’nin seçme hakkı kalmadı artık.
Süleyman bey (Turan, 71), Bayburtlu. 1964’ten beri İstanbul’da. İnşaat işlerinde. Hep Şirinevler’deymiş. Meyhaneye yolu 16 yaşında düşmeye başlamış:
“Eskiden bira içerdim, bıraktım, genellikle rakı içerim. Hemen hemen her gün uğrarım. En az 20’lik, fazlası var…”
Biz bankoda muhabbet ederken kapı açıldı, Osman bey, “Arkadaşın geldi” dedi. Evet, o. Müşterisini tek tek tanıyor, ilk geleni de samimiyetle bağrına basıyor. Her geleni değil ama…
Masamıza geçtik. Kendisi Kimya Mühendisleri Odası İstanbul Şube başkanı. Bugün, ev sahibi oldukları uluslararası bir sempozyumun ilk günüymüş. Bütün koşturmacanın içinde, randevusunun da arkasında durmuş. Üzüldüm, erteleseydik ya.
Tanıştırayım, Serkan (Küçük, 57). Nam-ı diğer, Grand Korçi. Bu üçüncü rakıya oturuşumuz. İlki bizim dükkânda, Ayşen Şahin’le birlikte beni konuk ettikleri Çilingir Sohbetleri podcasti içindi. Rakıya bekleyemedim, bari mezeleri birlikte seçelim. Mutfağın başında lacivert V yaka kazağın içinde mavi gömleğine bağlı kırmızı kravatıyla Alaattin Usta (Bulat, 66).
Beyaz peynir, Trakya kaşarı dahil yedi meze var toplam. Peynirler dışında diğerleri yarımşar o zaman. Ara sıcak yok, ızgaralar var. Onlara da yerimiz kalsın. Arnavut ciğeri, yoğurtlu semizotu, şakşuka (ya da soslu patlıcan), patlıcan-biber kızartması, üstü yoğurtlu, bir de süzme yoğurt-sade. Zaten eski rakı masaları kurulamıyor artık, meze sayısı giderek azalıyor. Rakı içenler de…
Meze faslını fazla uzatmayalım, ustamızın esas marifeti çıtır tavuktaymış, o bahse geleceğiz.
Serkan meğer benim ruh arkadaşlarımdan biriymiş de geç tanışmışız. Muhabbetimiz 40 yıl sonra kaldığımız yerden devam ediyormuşçasına… Buralara yakın, Sefaköy’de büyümüş. Mahalle........
