menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ödüle doydum, bir de kaşarlı tost alıyım!

45 0
10.05.2026

Ödüle doydum, bir de kaşarlı tost alıyım!Ö

Bir ülkede tiyatro ödülleri tartışılıyorsa iyiye işarettir.

Neyse ki ve çok şükür, hâlâ tiyatro var demektir.

Hâlâ birileri karanlık salonda spotları yakıyor, sahneye çıkıyor, sözünü söylüyor, seyirciye, “Bak sen yalnız değilsin” diyor demektir.

Ama mesele şu; o spotlar yakıldığında ışık kimin yüzüne düşüyor?

Hani adaletin terazisi?

Ödül törenlerinin kristal avizeleri altında parlayan yüzlere mi? Yoksa rutubetli bir bodrum katını sahneye dönüştürüp kulisi perdeyle ayrılmış, tavanı akan, 25 kişilik seyirciye sahneye çıkan, eli titreyen ama yüreği sapasağlam tiyatro sevdalılarına mı?

Bugün tiyatromuzda ödül tartışması, yalnızca kim aldı kim alamadı meselesi değildir. Asıl soru; kim yarışa girebiliyor? Kim daha baştan görünmez ilan ediliyor? Kim jüri ajandasına, sponsor radarına, basın bültenine, kültür sayfasına bile uğramadan karanlıkta kalıyor.

Afife Tiyatro Ödülleri’nin son yıllarda yarattığı tartışmalar tam da buraya oturuyor. 2025’te ödül töreni, genel müdüre teşekkür, protestolar ve ödüllerin çoğunun ödenekli tiyatrolara verilmesi açısından yoğun biçimde tartışılmıştı. Notlarımdan yanlış aklımda kalmadıysa 12 ödülün yedisi ödenekli tiyatrolara, beşi bağımsız tiyatrolara gitmişti.

Ne bu yıl ne de geçtiğimiz yıllarda ödül alan oyuncu dostlarımıza, ustalarımıza hiçbir şey demiyoruz, yanlış anlaşılmasın. Bu yıl her ödülde, her kategoride ödül alan tiyatro insanlarını kutluyoruz! Ama…

Adaletin terazisini arıyoruz.

Eşitsizliğe smokin giydirmek

Çünkü bu ülkede ödül, yalnızca sanatsal başarıyı ölçüyormuş gibi yapamaz. Eğer tiyatrolar arası üretim koşulları uçurumsa ödülün terazisi de yamuktur.

Bir tarafta devlet bütçesi, belediye sahnesi, kurumsal salon, maaşlı teknik ekip, prova sahnesi, dekor atölyesi, tanıtım gücü, diğer tarafta gündüz ilaç şirketinde, çağrı merkezinde, akşam kafede, hafta sonu özel derste çalışan, ekip olarak herkesin kazandığı parayı ortaya koyup sahne kirasını yatıran, kostümünü evden getiren, ışığı arkadaşına emanet eden, afişi gece yarısı yapay zekâyla evde yapan insanlar var.

Sonra bu ikisini aynı kefeye koyup “En başarılı olan kazansın” diyoruz.

Kimse kusura bakmasın bu adalet değil, eşitsizliğe smokin giydirmektir.

Ödenekli tiyatrolar, devlet yardımı alanlar, kendi yağıyla kavrulanlar, kavrulacak yağ bulmaya çalışanlar… Bunların hepsinin aynı kategori içinde sayılıp değerlendirilmesi mümkün değil.

Bu bağlamda mesele zaten bir ödül tartışması değil, emeğin nasıl görülüp değerlendirildiği tartışması…

Tabii ki ödüller çok değerli. Bir sanatçının emeğini görünür kılar, seyircileri oyuna yönlendirir, arşiv oluşturur, tarih yazar, gençlere cesaret verir.

Ama ödül sistemi kendi kör noktalarını tanımıyorsa, alkışı yalnızca zaten duyulan seslere veriyorsa, orada ödül değil, dekor vardır.

En son Şehir Tiyatroları’nın ödülden çekilmesiyle, bütün bu tartışmalar yeni bir boyut kazandı.

Sosyal Fayda için İletişim........

© Diken