Hayal Gücü ile Gerçeklik Arasında: Kelimelerin Terbiyesi…
İnsan, yeryüzündeki serüveninde çoğu zaman kendini ya öğrenen ya da öğreten bir yerde bulur. Üçüncü bir ihtimal daha vardır elbette: Miskinlik… Fakat o, hayatın akışına katılmaktan ziyade kenarında oyalanmayı seçenlerin durağıdır. Ben kendimi çoğunlukla öğrenen tarafta görsem de, zaman zaman üstlendiğim “öğreten” rolünün beni daha derinden eğittiğini fark ettim. Öğretmek, insanı konuşmaya değil; önce susmaya, sonra daha dikkatli bakmaya mecbur bırakır. Çünkü bir metni başkasına açabilmek için, önce o metnin sizi açmasına izin vermeniz gerekir.
Yaklaşık yedi yıldır devam eden Sultangazi Yazı Akademisi’nde son üç yıldır ders vermeye çalışıyorum. “Çalışıyorum” diyorum; çünkü öğretmenin asıl işi anlatmak değil, metnin karşısında terbiye olmaktır. Öğrencilerden okumasını istediğiniz bir eseri hakkıyla okumadan, onun yükünü taşımanız mümkün değildir. Belki de bu yüzden bu yıl derslere başlarken elimizi doğrudan hayal gücü meselesine uzattık. İlk kitabımız, Kanadalı eleştirmen Northrop Frye’ın Hayal Gücünü Eğitmek adlı çalışması oldu.
Kitap, Frye’ın yarımşar saatlik radyo konuşmalarından oluşuyor. Sözün sıcaklığı satır aralarında hâlâ hissediliyor. Radyo için söylenmiş bir sözün yazıya aktarılırken belli bir ayıklamadan geçtiği seziliyor; fakat bu ayıklama metni kurutmamış. Aksine, düşüncenin nefesi korunmuş. Okurken altını çizdiğim cümlelerin çokluğu, zihnimde yeni bir düzenin kurulmaya başladığını gösteriyordu.
Frye’a göre insan zihni üç ayrı kademede işler ve her kademenin kendine mahsus bir dili var. İlki, insanın kendi kendine konuştuğu monolog dili. İkincisi, öğretmenlerin, vaizlerin, siyasetçilerin ve bilim insanlarının kullandığı; dünyayı açıklamaya ve düzenlemeye çalışan dil. Buna çalışma ya da teknolojik dil diyebiliriz. Üçüncü kademe ise hayal gücünün dilidir. Yani şiirin, romanın, tiyatronun dili… Aynı kelimeler bu üç alanda bambaşka dünyalara açılır. Demek ki mesele kelimelerin kendisi değil; onların hangi gerçekliğe hizmet ettiğidir.
Frye’ın şu cümlesi zihnimde uzun süre yankılandı: “İnsan deneyiminin olanaklı modellerini inşa etmek gücü hayal gücüdür.”* Hayal gücü gerçekleşmiş olanla değil, gerçekleşebilir olanla ilgilenir. O dünyada her şey mümkündür; fakat hiçbir şey fiilen olmaz. Eğer olursa artık hayal gücünün alanından çıkar, eylemin alanına geçer.
Burada durup düşünmek gerekiyor: Gerçekten de hayal gücü yalnızca bir tasarım alanı mıdır?........
