MÜSLÜMAN AHLÂKI...
Müslüman ahlâkı; yalnızca namaz kılmak, oruç tutmak, helâl yemek ve haramdan kaçınmak değildir. Müslüman ahlâkı; insanın inandığı hakikatlerin karakterine dönüşmesi, imanının davranışlarında görünür hâle gelmesidir. İbadet insanı Allah’a yaklaştırırken ahlâk, bu yakınlığın insanlarla ilişkilerdeki tezahürüdür. Bu sebeple Kur’an ve sünnet, ibadet ile ahlâkı birbirinden ayırmamış; doğruluk, adalet, merhamet, haya, emanete riayet, ahde vefa ve kul hakkından sakınmayı mümin şahsiyetinin temel vasıfları arasında saymıştır. Kur’an-ı Kerim, Peygamber Efendimize hitaben, “Şüphesiz sen yüce bir ahlâk üzeresin” buyurur. (Kalem, 4) Hz. Peygamber de güzel ahlâkı iman olgunluğunun ölçülerinden biri olarak göstermiştir. Müslümanlık yalnızca neye inandığımızın değil, inandığımız şeyin bizi nasıl bir insana dönüştürdüğünün de adıdır. İmanı dilinde olup emaneti elinde kaybolan, ibadeti hayatında bulunup adaleti davranışında bulunmayan insanın dinî görüntüsü kuvvetli olsa bile ahlâkî bünyesinde ciddi bir zaaf vardır.Müslüman ahlâkının en önemli özelliklerinden biri, iyilik ile kötülük arasındaki sınırı menfaate göre değiştirmemesidir.
İnsan bazen kötülüğü kendisi işlemez fakat kötülüğü işleyene hayranlık duyar. Hırsıza “uyanık”, yolsuza “işini bilen”, zalime “güçlü”, caniye “delikanlı”, zaniye “çapkın” diyerek kötülüğün adını değiştirir. İşte ahlâkın çözülmesi çoğu zaman tam burada başlar. Çünkü kötülük önce yapılmaz; önce zihinde mazur görülür, sonra dilde normalleştirilir, ardından toplumda itibarlı hâle getirilir. Hırsıza, yolsuza, caniye veya ahlâksızlığıyla öne çıkan kimseye yaptığı kötülük sebebiyle hayran olmak yalnızca cehalet........
