EYLEM VE KÜLTÜR MÜSLÜMANI...
İnsanların dinle ilişkileri aynı seviyede değildir. Kimi inandığını ibadetleriyle görünür hâle getirir, kimi ise kendisini Müslüman olarak tanımlar, İslâm'a aidiyet hisseder, fakat bu aidiyeti düzenli ibadet hayatına dönüştüremez. Sosyolojik ifadeyle birincisine “Eylem Müslümanı”, ikincisine ise “Kültür Müslümanı” denilmektedir. Ancak mesele, insanları iki ayrı gruba ayıracak kadar basit değildir. İslâm açısından asıl mesele, Müslümanlığın isimden eyleme, eylemden ahlâka, ahlâktan hayatın tamamına taşınabilmesidir.
Kültür Müslümanı; ezan okunduğunda duygulanan, Ramazan geldiğinde farklı bir ruh hâline giren, bayramları önemseyen, cenazesinin İslâmî usullere göre kaldırılmasını isteyen, çocuklarına Müslüman isimleri veren ve kendisini tereddütsüz biçimde Müslüman olarak tanımlayan; fakat namaz, oruç ve diğer dinî sorumluluklarla ilişkisi zayıflamış insandır. İslâm onun hayatından tamamen çıkmamıştır; fakat çoğu zaman hayatını yöneten bir inanç olmaktan çıkarak kültürel bir aidiyete dönüşmüştür.
Eylem Müslümanı ise inancını fiile dönüştürmeye çalışan insandır. Namaz kılar, oruç tutar, zekâtını verir, helâl ve haram konusunda hassasiyet göstermeye gayret eder. Kur'an, imanı çoğu yerde amelden ayrı düşünmez; “iman edenler ve salih amel işleyenler” ifadesini tekrar tekrar yan yana getirir. Asr sûresinde de insanın kurtuluşu; iman, salih amel, hakkı ve sabrı tavsiye etmekle birlikte anlatılır. İman kalpte başlayan, fakat orada hapsedilmemesi gereken bir hakikattir.
Her ibadet eden insan, dinin ahlâkını da temsil etmiyor. Namaz kıldığı hâlde yalan söyleyen, oruç tuttuğu hâlde kul hakkı yiyen, hacca ve umreye gittiği hâlde ticaretinde hile yapan, tesbihini elinden düşürmediği hâlde dilinden gıybeti düşürmeyen insanlar vardır, sayısı da az değildir. Böyle bir insan eylem........
