menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kötü Tavşan’ın “Amerika”sı: Bad Bunny, Super Bowl ve Bir Kıtanın Sahneye Sığmayan Hafızası

19 0
15.02.2026

İZLE Çavuşesku’nun Termometresi 2’li Görüş İki Savaş Bir Yazar Cumhuriyet’in Edebiyatı Varsayılan Ekonomi Yakın Tarih Tümünü Gör

Çavuşesku’nun Termometresi

Cumhuriyet’in Edebiyatı

OKU Yazılar Röportajlar Çeviriler D84 INTELLIGENCE Asterisk2050 Yazarlar Kitap Yorum

D84 FYI Hariçten Gazel ABD Gündemi Avrupa Gündemi

Kötü Tavşan’ın “Amerika”sı: Bad Bunny, Super Bowl ve Bir Kıtanın Sahneye Sığmayan Hafızası

2026 Grammy gecesinde Bad Bunny’nin ödülleri silip süpürmesi tek başına büyük bir pop kültür olayı değildi; daha çok, ABD’nin “kimin hikayesini merkeze alacağına” dair bitmeyen kavgasında bir kırılma anıydı. Üzerinden sadece birkaç gün geçtikten sonra ise dünyanın en büyük ana akım gösterilerinden birinde -Super Bowl devre arası şovunda- aynı kırılma anı çok daha görünür, çok daha çıplak bir biçimde yeniden kuruldu.

Super Bowl yalnızca bir spor müsabakası değil, ABD’nin kendini her yıl yeniden anlattığı, “biz” dediği kalabalığı yeniden gösterdiği dev bir ritüel. O yüzden devre arası şovu da sadece bir konser değil, hem görsel bir mitoloji hem de ideolojik bir vitrin. Ve Bad Bunny, bu vitrine “tamam, ama hangi Amerika?” sorusunu yerleştirdi.

Bu noktada Super Bowl’un büyüklüğünü Türkiye’den bir örnekle şöyle anlatabilirim belki: Fenerbahçe-Galatasaray derbisinin devre arasında Tarkan konser veriyor…

Super Bowl Bir Anda Neden Bu Kadar “Politik” Bir Alan Haline Geldi?

Super Bowl’un politikliği, sahnede slogan atılmasıyla başlamıyor. Zaten en başından beri orada; ulusal marşlar, askeri seremoniler, birlik anlatıları, dev marka sponsorlukları… kısacası American Dream (Amerikan Rüyası) imgesinin en pazarlanabilir hali yer alıyordu.

Tam da bu yüzden devre arası şovu, kimin temsil edilebilir görüldüğünü de ölçen önemli bir turnusol. “Herkes izliyor” denilen yerde aslında şunu da sormak gerek: “Herkesin izlemesine izin verilen şey ne? Hangi dil? Hangi beden? Hangi hikaye? Hangi geçmiş?”

Bad Bunny’nin şovu da bu soruları arka arkaya sorup sonra da cevapladı. Üstelik sıradan bir protesto gösterisiyle değil, günlük hayat estetiğiyle.

Şovun Estetiği: Büyük Sahnedeki Küçük Hayatlar

Bad Bunny’nin sahnesinde beni en çok etkileyen şey, olağanüstü prodüksiyonlarla fütüristik bir gösteri kurmak yerine gündelik hayatın dekorunu büyütmesi oldu. Üstelik bunları sadece plastik sandalyeler, mahalle hissi, pazar yeri dokusu, ritimlerini taşıdığı Porto Riko/Latin kültürü ile yaptı. Bu, yalnızca kültürel bir “renk” değil, doğrudan bir iddia: “Amerika’nın hikayesi gökdelenlerden ibaret değil ve şeker kamışlarından başlıyor.”

Şovun “sahne bir mahalleye dönüştü” hissi, bir temsil stratejisi olarak çok güçlü: Latinlik burada egzotik bir tema değil, ev diye kurulan güvenli bir alan; kalabalık, kolektif bir hareket ve dekor değil de hikayenin ana unsuru olan figüranlar… Ve sonra bir anda büyük şovun kalbine, bütün o gösteri havasını bozan, hiçbir şey sanki kurgu değilmiş gibi tam ortaya yerleşen gerçek bir düğün…

İngilizce Şart Mitinin Yıkılışı

Tamamı İspanyolca bir performansın ABD’nin “en Amerikalı sahnesi”nde yapılması da, sembolik olarak çok net bir meydan okuma aslında. Çünkü ABD’de ana akım başarı çoğu zaman “aksansız, nötr, uyumlu” bir dili ödüllendirir. İspanyolca ise evin içine, göçmen mahallesine, servis yapan kişiye aitmiş gibi görülür. Bad Bunny bu dili servis kapısından değil, ana girişten sahnenin tam ortasına koydu.

Bunun bir dil romantizmi olmadığını da belirtmek gerek. Dil, -neredeyse tüm dünyada olduğu gibi ırkçılığın yükseldiği bir ülkede ve özellikle de........

© Daktilo1984