Biz ne yaşıyoruz?
Eleştirmek ya da öfkesini paylaşmak için ayda yılda bir arayan eski dostla markette karşılaştım. Tezgâhtaki sebze meyvelere bakarak, “Bu ne ya” diyerek... İyi kullandığını bildiğim argo sözcükleri arşivinden çıkarıyordu. “Karabatak nerelerdesin?” dedim. Nasılız, iyi miyiz? Merak etmiyordu.
Eskiden çalıştığım yayınevlerine gelir, karpuz seçer gibi kitap seçerdi. İstediği kitaplardan üçer beşer önüne yığar, beklerdik. Kitapları önce koklar... Sayfa sayfa açar... Sayfa altındaki numaralar yüz yüze geliyor mu... Kapaklarda, sayfalarda silik, kırık bozuk var mı yok mu bakar... Beğenmediğini kafamıza atar gibi ayırır, seçtiklerini alır giderdi. O günleri anımsattım... “Değişmedim... Ama artık sahaf müşterisiyim... Tek bir gazeteye de internetten bakıyorum... Beni bırak sen gülünçlükleri yaz” dedi. Çoktandır sokaktaki, işyerindeki, hiçbir şeyi ciddiye almıyormuş. “Sorma, ağzım gibi işlerim de bozuldu...” dedi. Biraz olsun ağız dolusu gülmek... Hiç değilse gülümsemek istiyormuş... “Bunaldık, daraldık lan!” Fırçalanma zamanım gelmiş... Bizler niçin gülünçlükleri yazmıyormuşuz? Sevindim, fırça salt bana değildi. Gülünç şeyler okumak istiyorsa... Bilgisunardaki bütün gazetelerin önyüzlerine iyi bakmasını........
