Göz ardı edilen tehlike: Erken sanayisizleşme
Birbirinden tamamen kopmuş iki Türkiye var. Birinde ekranlardan hiç eksilmeyen siyasi polemikler, gözaltılar, sosyal medya tartışmaları, bitmeyen kavgalar... Diğerinde ise üretmeye çalışan, ihracat yapmaya çalışan, yatırımını ayakta tutmaya çalışan gerçek ekonomi... Ne yazık ki ikinci Türkiye’nin sesi neredeyse duyulmuyor.
Oysa İstanbul Sanayi Odası’nın geçen hafta yayımladığı “Türkiye’yi Bekleyen Tehlike: Erken Sanayisizleşme” uyarısı, aslında önümüzdeki on yılların kaderini belirleyebilecek önemde.
Peki erken sanayisizleşme nedir? Gelişmiş ülkelerde sanayinin milli gelir içindeki payı zamanla azalır. Çünkü önce güçlü bir sanayi oluşturmuş, yüksek teknoloji üretmiş, yüksek gelir seviyesine ulaşmış, ardından bilgi ekonomisine geçmişlerdir.
Türkiye’de yaşanan ise bunun tam tersi. Henüz yüksek gelirli bir ülke olamadan... Henüz yüksek teknoloji üretimini kuramadan... Henüz verimlilik sorununu çözemeden... Sanayi küçülüyor. İşte buna “erken sanayisizleşme” deniyor. İmalat sanayinin milli gelirden aldığı payın yalnızca iki yılda yüzde 19.5’ten yüzde 16.3’e gerilemesi... Bu sıradan bir istatistik değil. Çünkü milli gelir içinde üretimin payı azalırken ticaret büyüyor, inşaat büyüyor, çeşitli hizmetler büyüyor ama ülkenin üretim kabiliyeti zayıflıyor. Bu da uzun vadede; verimliliği, ihracatı, teknoloji üretimini, ücretleri, refahı birlikte aşağı çekiyor.
Bahçıvan’ın söylediği aslında çok kritik: Almanya’nın, Japonya’nın ya da Güney Kore’nin sanayisi ile Türkiye’nin sanayisi aynı nedenle küçülmüyor. Onlar sanayiyi küçültmeden önce zenginleştiler.
Biz ise zenginleşemeden sanayimizi kaybediyoruz. Ve ne yazık ki mesele artık yapısal ve kronik. Sıralayalım: Yüksek finansman maliyetleri, öngörülemez ekonomi, düşük teknoloji üretimi, ithal ara malına bağımlılık, verimlilik sorunu, mesleki eğitimin zayıflaması, gençlerin sanayiden uzaklaşması, sanayicinin yatırım yerine faizi........
