Ateş çemberinden başarıyla çıkmanın yolu - Prof. Dr. Ahmet Özer
Toplumların ve devletlerin tarihi, yaşamın ve süreçlerin tıkandığı anlarda atılan ya da atılmayan adımlarda saklıdır; tıpkı şimdi bizim karşı karşıya olduğumuz durum gibi. Önümüzde duran fırsatın önemli bir tarihe evrilmesi ya da tam tersi etkileri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söyleyeceği söze ve atacağı adıma bağlı.
Bu minvalde acilen atılması gereken adım, PKK’nin silah bırakmasının hukuki çerçevesini hazırlamak ve bu sürecin temel ilkelerini belirlemek ile demokratikleşme perspektifini yaşama geçirmektir. Bu bağlamda iktidar, komisyon raporunda belirtilen müstakil, kapsayıcı ve bütünleştirici yasayı gecikmeden Meclise getirmeli ve demokratikleşme bölümünde belirtilen adımları behemehal atmalıdır.
Üstelik bunların birçoğu yasal veya anayasal düzenleme gerektirmeyen hususlardır. Kayyımlara son vermek, AYM ve AİHM kararlarına uygulamak, tutuksuz yargılamayı esas almak, hasta tutuklu ve hükümlüleri serbest bırakmak ve adil yargılamanın önünü açmak gibi konular bunlardan bazılarıdır.
Erdoğan bu yönde bir irade gösterdiğinde hem siyaset normalleşir hem de gündelik yaşamda toplumun sürece olan desteği ve güveni artar ve demokratikleşme alanında yapılacak düzenlemelerle hava yumuşar, toplumsal kabul daha da kolaylaşır.
İÇ CEPHEYİ GÜÇLENDİRMEK İÇİN
Bir tarafta etrafımız ateş çemberi içinde, öbür yanda Türkiye bu gelişmeleri de öngören bir perspektifle bir barış süreci yürütüyor ve bu iki gelişmenin etkisiyle iç cepheyi güçlendirme çağrıları daha da anlam kazanıyor. İç cephenin ne kadar önemli olduğu ABD/İsrail ve İran savaşında ortaya çıktı. En büyük gücün tanktan, toptan evvel halkların kendi aralarında kurduğu birlik ve beraberlik olduğu görüldü ve dışarıya karşı kurulan, kollanan ve sürdürülen toplumsal barışın önemi bir kez daha ortaya çıktı. Bu da Türkiye’nin doğru zamanda barış süreci için doğru bir adım attığını gösteriyor, iç bünyeyi güçlendirme arzusunu haklı kılıyor.
O zaman mesele sadece bunu dile getirmek değil aynı zamanda bu çağrının gereklerini yerine getirmektir. Üstelik bunun için elimizde barış süreci gibi önemli bir argüman var. Barış sürecinin gerekleri yerine getirilirse zaten iç cephe kendiliğinden güçlenecektir. Ne ki bir yılı aşkın bir süredir bu konuda tek bir somut adım atılmadı. Bu tutum hem barışa olan inancı zayıflatıyor hem de iç cepheyi tahkim etme duygusunu olumsuz yönde etkiliyor.
Öte taraftan toplumsal barışı istemeyen içeride ve dışarıda kimi kesimlerin olduğunu biliyoruz, bu nedenle süreç ne kadar uzarsa o kadar enfekte olmaya uygun hale gelir. Bunu herkes kabul ediyor, provokasyonlara fırsat vermeden olabilecek en kısa sürede yapılması gerekenler yapılmalı diyor ama bunu diyenler bile yapılaması gerekenleri yapmıyor. İşte tıkanmanın nirengi noktası burasıdır.
TOPLUM BAZI SOMUT ADIMLAR BEKLİYOR
Örneğin bu kadar seçilmiş belediye başkanının tutuklu yargılanması; hâlâ kayyımlarla ilgili bir adım atılmaması toplumda büyük tepkilere yol açıyor, sandığa olan güveni sarsıyor; güvenini yitiren halk barış sürecine güven duymakta güçlük çekiyor. Aynı şekilde AYM ve AİHM kararlarının uygulanması yurttaşın devlete, hukuka ve sürece olan inancı ve........
