Küresel kötülük ittifakı
1989 yılı mart ayı ortalarıydı. Dünyada “basın kralı” diye anılan Robert Maxwell, “Lady Ghislaine” yatıyla, bir geceliğine İstanbul’a geldi. Ertesi gün Karadeniz’e açıldı. Söylentilere göre İstanbul’da demirlediği gece, Erol Simavi Lady Ghislaine’de ağırlanmıştı. Maxwell, Hürriyet gazetesinin yüzde 49 hissesine talip; Erol Simavi de 270 milyon pound karşılığında satışa razı olmuştu.
Ertesi gün, Robert Maxwell yatına İstanbul’da binen konuklarıyla Karadeniz’e açıldı. İstanbul’a dönüşünde bir grup gazeteci Lady Ghislaine’in güvertesine çıktı. Aralarında ben de vardım. Cumhuriyet’in İspanya muhabirliğindeki son yılımdı, İstanbul’a geldiğim bir zamana rastlamıştı, yata davet edilen meslektaşım bana da gel dedi. Fırsatı kaçırır mıyım? Görevli değildim, gözlemci olarak katıldım.
Çünkü Robert Maxwell, yalan söylüyordu. İflas etmek üzereydi, Erol Simavi’yle görüşmesi “perdemele”ydi. İstenen parayı ödemesi mümkün değil; bankalara 900 milyon pound borcu vardı. Varlıklarını peyderpey elden çıkarıyordu. İstanbul’a gelişinin gerçek nedeni, daha yeni faaliyete geçen piyasa araştırma şirketi AGB Anadolu’yu yatında ağırladığı bir konuğa satmaktı: Martin Sorrell. Nitekim kısa süre sonra, Maxwell’in Londra merkezli AGB’si Türkiye şubesiyle birlikte Sorrell’in WPP şirketine satıldı.
Robert Maxwell, Çek asıllı İngiliz savaş kahramanı, savaş sonrası Berlin’de dışişleri istihbarat görevlisi, bir ara İşçi Partisi milletvekili oluşunun yanı sıra; Rusya’nın “fahri” İsrail büyükelçisiydi.
Uluslararası ilişkilerini çok taraflı casuslukta kullanıyor; topladığı bilgi hangi istihbaratın işine........
