Zeynel Emre’nin soruları...
2050 yılında -o da doğum kontrolde gerekli başarı sağlanırsa- dünya nüfusunun 10 milyara ulaşacağı varsayılıyor. Küremizdeki fırsat eşitsizliği insanlığın geleceğini belirleyen ana etmenlerden biri olarak karşımıza çıkıyor: Bölgesel, aynı ülke içinde bile yer alabilecek coğrafi ve toplumsal eşitsizlikler üç temel başlığı oluşturuyor. Böyle bir nüfus artışı içinde geleceğin en büyük sorunlarından birini yeryüzündeki çocuklara adaletli büyüme koşulları (barınma, yiyecek, eğitim) sağlayabilmek olarak yorumlamak mümkün. Bunu altüst edense devasa bir emperyalist hegemonyanın varlığını kapitalizmle sürdürüyor olması. Dahası çocuk işçiliği, istismarı ve istismarın ticari olana dönüşmesi tehlikesi can yakıcı bir şekilde karşımızda duruyor.
Özellikle 17. yüzyıldan beri hızlanan emperyalizm kendine serbest piyasadan kurtularak yeni bir boyalı imaj devri yarattı. Bunun en tipik örneği İngiltere’nin denizaşırı alanlara göz dikmesiydi. Artık onlar serbest ticaretten emperyalizme geçmeyi başaran ülkeler arasında yerini alıyordu. Bunu sadece piyasa hâkimiyeti olarak yorumlamak meseleyi basitleştirmek olur. Çünkü güneş batmayan imparatorluğun aynı zamanda askeri güç ve siyasi rekabeti de içselleştirerek yol alması yeni dönemin başlangıcıydı. Buna ek olarak da bir anda “uygarlık” safsatası içinde misyonerlik şevki ve ucu bucağı olmayan bir ırkçılıkla birleşmiş sömürgecilik saplantısına kapıldılar. Nitekim Hannah Arendt de “emperyalizm” adını verdiği kitabında ırkçılığın emperyalist siyasetin en önemli ürünü........
