Sömürgecinin mektubu
(Böl, Parçala, Yönet - Güncellenmiş Baskı)
Sömürgecilik kaba kuvvetle başlamaz. Önce zihinle başlar.
Silahla değil; kelimeyle, kavramla, duyguyla…
Önce insanın aklını, sonra vicdanını, en son da toprağını alır.
Sömürgeci, “Böl-Parçala-Yönet” siyasetini iki ana eksen üzerinden sabırla yürütür:
İlk aşamada; toplumları, halkları ve ulusları ruhen ayrıştıracak ne varsa itinayla kazır. Irk, etnisite, mezhep, inanç, cinsiyet, dil… Hangisi en hassassa, hangisi en kolay kaşınıyorsa oraya yüklenir. Amaç; bir devlet çatısı altında yaşayan insanların ortak vatan duygusunu aşındırmak, en sonunda da ortadan kaldırmaktır.
Aidiyet zayıfladığında, o aidiyetin sembolü olan bayrak da yük haline gelir. Bir süre sonra o bayrağı indirmeyi “özgürlük” diye pazarlamak olası olur. Halbuki günün sonunda sömürgecinin vaadinin sadece kan, ter, gözyaşı olduğu yaşanarak öğrenilir. Ama iş, işten çoktan geçmiştir.
İkinci aşamada ise ayrıştırılan gruplar aşırılaşmış hiziplere dönüştürülür.
Bu gruplara neden o ülkeden, o ulus kimliğinden nefret etmeleri gerektiği sistemli biçimde öğretilir. Medya, akademi, STK’ler, kültür endüstrisi, sosyal medya… Hepsi aynı dili konuşmaya başlar.
Sürekli bu ideolojik radyasyona maruz kalan birey, bir süre sonra gerçekten “ezildiğine”, “yok sayıldığına”, “başkalaştığına”, “ötekileştirildiğine” inanır.
Aidiyetini sorgular. Kendini apayrı bir evrene konumlandırır. Bulunduğu yerden kopmak ister.
Ama kopmak kolay değildir. Her ayrılık bir cesaret, bir irade ve hepsinden önemlisi bir ekonomik güvence gerektirir.
İşte sömürgeci tam da burada devreye girer:
“Biz arkandayız. Korkma. Yürü” der.
Sömürgeci kendinden başkasını düşünmez.
Bütünden koparmak istediklerini sadece geçici birer aparat olarak değerlendirir. Onlar, kullanışlı oldukları sürece değerli, işlevleri bittiğinde ise kolaylıkla vazgeçilebilir olurlar.
Ulus-devletler bu yüzden hedef alınır.
Çünkü ulus-devlet; sınır demektir, egemenlik demektir, bir ulusun kendi özyönetimi ve özdenetimi demektir; kaynaklarını kendisi için kullanmak doğallığı ve zorunluluğu altında hesap sorulabilirlik demektir.
Ulus kimlikler ve devletler zayıfladığında; dış müdahale pratik bir alana taşınır, iç çatışmaları durdurma gibi bayat gerekçelerle meşrulaştırılır, iç kaynaklar aracıların açıktan rızası halinde transfer edilebilir hale gelir.
Sömürgecinin tek derdi kendi sürdürülebilirliğidir.
Ve her şey tarihten başlatılır.
Sömürgecinin mektubu da her zaman aynı cümleyle açılır:
Sen zaten........
