Bu iktisat bize nerelerden geldi? (3)
Devam ediyoruz. Son iki yazının çerçevesini yavaş yavaş dolduralım. Başlıkları kalın harflerle yazalım. İktisatçı olmayan okurları ürkütmemeye çalışalım. İktisatçıları da.
Diyebilirim ki Cumhuriyet tarihinin bambaşka bir bakış ve kavrayış kapasitesine sahip olan İktisat Vekili (Bakanı) Mustafa Şeref Bey (Özkan) aradan geçmiş bir yüz yıl sonra, bize bugün nerede olduğumuzu anlayabileceğimiz bilgiyi veriyor. Mustafa Şeref Bey 1930 Eylül ayı ile 1932 Eylül’ü arasında görevdedir. 1931 Temmuz ayında TBMM’de, bugün dikkatimizi üzerinde toplamaktan kaçınamayacağımız bir analiz yapıyor. İki noktayı vurguluyor. Bugünün sözcükleriyle kısaltıp bakalım.
“Eğer bir ulus üretimde geri ve teknikte ilerlememiş ise o ülkenin dış ‘denge’ sorununu dünya piyasasının düzenlemesine terk etmek, o ülkenin yıkılışına göz yummaktır. Ülke her yıl dış açığını milletin asırlardan beri toplayıp biriktirdiği menkul değerlerle ödemek zorunda kalır. Açık yıllarla sürerse, ülkedeki değerli eşyadan başlayarak sonunda ülkenin demiryollarının, bankalarının, ticari ve sınai teşebbüslerinin, arazinin yabancılara geçmesine kadar varabilir.” Devam ediyor ve “Bu açıkları kim öder” sorusu ile Osmanlı’ya bakıyor:
“Her yıl daha çok büyüyen dış açığı rençper Türk kapatıyordu. Çünkü bir ülkenin dış ticaret açığını orada yaşayanlardan kim daha az kazanıyorsa o öder. Çünkü çok kazananlar kişisel üretimleri ile tüketimlerini denkleştirdiklerinden, onların menkul değer stoklarından (“varlıklarından”) dış açık için bir şey ayrılmaz. Açık için ayrılan, üretimi (geliri) ile tüketimini karşılayamayanların menkul değer stokudur (“varlıkları”dır). (19. yüzyıl ortalarından beri) devam eden açık Türk milletinin (“varlıkları”nın) harcanmasıyla kapatıla gelmiştir. “Varlıkları” bitmiş olan ülkelerde yalnız işçilik bulunmuş olur! Gerçekten, “Büyük Savaş”a (1. Dünya Savaşı) kadar Türklerin durumu yalnız işçilikten ibaretti!” Kısaca, ulus, ekonomisinin işleyişini dünya piyasasına terk ettikten sonra gitgide açık verir ve oluşan ve süren dış açıkla “varlıkları”nı gitgide dünyaya aktarır, terk eder. Açıkları ise fiilen emeğinin karşılığı ile geçinmeye çalışanlar öder. Mustafa Şeref Bey o tarihlerde dünya iktisatçılarınca düşünülmemiş bir “akım-stok” (stock-flow) analizi yapıyor. Ekonomide “Osmanlılaşma”nın “olmazsa olmaz”ını anlatıyor. “Neredeyiz?”i gösteriyor.
Şimdi deflasyon ekibinin yürüttüğü ekonomideyiz. Ekonomide bir “reel” tablo, bir de ana akım iktisatçılarının “parasal muhabbet” tablosu var. “Reel” tabloyu okursak sürekliliğe demir atmış dış açığın sermayenin açığı olduğunu, bunu emeğin ödediğini ve bununla ekonominin dünya sermayesine sürekli “cari” kaynak aktarıldığını görürüz. Önce........
© Cumhuriyet
