Bu iktisat bize nerelerden geldi?
Bir ara verdikten sonra devam ediyoruz.
Bugünün koordinatlarına bakalım. Neredeyiz? Şimdi bir “deflasyon ekonomisi”ndeyiz. Buraya bir “enflasyon ekonomisi”nden (2021-23) geldik. Enflasyon şiddetli idi. Deflasyon da öyle. 2023 Seçimi bitti, “enflasyon ekibi” gitti. Görevleri bitmişti. “Deflasyon ekibi” geldi, görevde.
Türkiye’de “klasik enflasyon” dönemleri 2000’lerin başında kapandı. 1988’de yıllık enflasyon yüzde 75 idi. Bu 1990’larda bir süre yüzde 60’larda sabit kaldı. Sonra biraz yükselip yüzde 80’e çıktı. Son “klasik enflasyon” oldu. İşin siyaset tarafına girmeyelim. Ancak, vurgulayalım: 1980 darbesi siyaseti silip süpürdüğü için “darbeden siyasete” geçişte (1983-84) yeni iktidar kendini, “elini cömert tutan” yeni harcamalarla takdim etti. Siyasetin, “Bakın, biz sizlere neler getiriyoruz!” ve “O bir veriyorsa, ben beş veriyorum!” zeminindeki harcamalar. Biliyoruz, o zeminde vergiden söz etmek sevimsizdi.
1990’larda, böylece açıklar büyüdü. En başta, iktisatçı deyişiyle kamunun “borçlanma gereksinmesi” gitgide büyüdü. Ancak, iç borçlanma yeni başlıyordu ve bankacılık böyle hacimli bir finansmanı kotaracak yapıya sahip değildi. O, sayısı ha bire artan küçük bankalarla tasarrufları kendine çekmeye çalışıyordu. Kamu açıkları büyürken sahneye, daha önce yazmış olduğum gibi, yepyeni, gıcır gıcır dolarların da girmesiyle enflasyon yönetilemez oldu. “Kemiksiz” dolar faizinin yüzde 25’e yerleştiği o ortamda, doksanlarda, Cumhuriyetin son “klasik enflasyon”u yaşandı. Bu son 30 küsur yılın “birinci enflasyonu”dur.
“Birinci enflasyon”dan çıkış bir ağır deflasyonla mı oldu? Yaşayanlar düşünebilir: Hem evet hem hayır. Ama “İkinci”den sonra, 2023’te ağır deflasyon geldi. Niçin öyle? Bakalım.
2000’lerin başında bir “Hızır” arayışı başladı. Amerika’dan Kemal Derviş geldi. Görevliydi. İşin esasını enflasyonu durdurmak ve yapıyı onarmak değil, “başka bir ekonomi”ye geçiş olarak koydu: Kastedilen kapitalizme özel bir “geçiş”le eklemlenme idi. Enflasyon bunun için büyük fırsattı. Elbette böyle denilmedi. “Güçlü ekonomiye geçiş” başlığı ile resmileşti. Programı Derviş yapmamıştı. Memur edilmişti. Türkiye yönetimi razı olacak, dış finansman için şart koşulan ne varsa kabul edecekti.
Ne için rıza ve kabul? Buna uluslararası jargonla “conditionality” deniyor. “Sana önereceklerim var. Senin için yeni bir yapı lazım. Bunun programını yaptık. Dediklerimi yaparsan parayı alırsın!” Kabaca böyle. Bu “program”ı kim yapıyor? 1944’te yazılmış olan statüsünü aşarak 1990’larda çizmenin iyice üzerine çıkmış IMF. Türkiye’ye de Cumhuriyetin kurduğu tüm tesisleri satması, kamuda çalışanları kapının önüne koyması, ücretleri bastırması, çiftçilerin ekimini sınırlaması gibi adımları atmak üzere on beş günde on beş Köroğlu, ziyaretinde Ankara Temsilcisi Sertaç Eş ve yazarımız Işık Kansu’yla görüştü. yasa çıkarmasını söylüyor. Kısaca, dünya kapitalizmine eklemlenmek üzere, “para”yı alabilmek için tarihi adım. Rıza ve kabulle adım atıldı. Cumhuriyetin son “klasik enflasyonu” gelen “para” (gökten yağan dolarlar) ile kısa sürede sona erecektir. Tarih 2003-04.
Peki, para verilecek. Ama kime emanet edilecek? İşin özü burada. Ekonomide dünya sermayesine uyumlu yeni bakış için siyasetin de yepyeni bir zemine oturması lazım. Siyasete emanet........
© Cumhuriyet
