menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Buyurun buradan yakın!

31 0
27.08.2026

Ülkenin hak etmediği gündemler okyanusunda yüzdüğü kesin. Zaten bazı liderler sayesinde dünya da gündem açısından Türkiye’yi artık yakaladı! Ana konularımız savaş, gözyaşı, tehdit, şantaj ve bunların ortasında kaybolan demokrasi, barış ve insan hakları…

Söylemekten bıktım, devlet ne müzeler yapma ne de çağdaş sanata destek peşinde… Dolayısıyla yaratıcılığı teşvik eden neredeyse hiçbir hareket yok. Çok ilerici olduğunu düşündüğünüz siyasilerin bile önceliği sanat değil. Öncelikler, bildiğiniz içler acısı konular. Dolayısıyla ana derdi geçinebilmek olan halkımızın sanatla ilişkisi yok denecek kadar az! Kimsenin de sanata karşı ilgisizler diye onları eleştirme hakkı yok.

Ama bir de medyacılarımız var… Onlar, milyonlarca insanımızı etkileyen ve şekillendiren programları yapan meşhur isimler. Dün televizyonda, bugün YouTube’da geniş kitlelere sesleniyorlar. İşte ne yazık ki bu toplumun kültürlü, düşünen, dünyayı bilen insanlarının sanat seviyesi de halktan pek farklı değil. Duyar gibi oluyorum, “İyi de sanatın bu kadar yok sayıldığı, devletin sıfır destek verdiği bu ortamda medyacılar ne yapsın?” Her konuyu detaylı bilmeye ve yakından takip etmeye tabii ki mecbur değil medyacılar; ama insan en azından şunu bekliyor: Bilmiyorsanız susabilirsiniz veya açıklıkla “ben bu konuyu iyi bilmiyorum” diyebilirsiniz. Bu aydın olmanın birinci şartıdır. Gazeteci olmanın ise olmazsa olmazı… Ya kendinizi o konuda etraflıca eğiteceksiniz ya da bilmiyorum diyeceksiniz. Bu ayıp değil. Mesela bana da nükleer enerji konusunda derin sorular yöneltilse, biliyor gibi yapıp atıp tutmam. (Aynı konuda, 16 Temmuz 2026’da kaleme aldığım makalede de siyasette hiçbir şey bilmeden yakın tarih hakkında kuru-sıkı sahte iddialar geveleyen ünlü bazı gazetecilere dikkat çekmiştim, hem de muhalif kesimden…) 

Hedefim tabii ki yine bu tavırdaki insanları ezmek değil. Değişik zamanlarda ağır gaflar yapan iki medyacıdan da söz ederken yine isimlerini kullanmayacağım. Geçmişte devirdikleri çamları affetmiştim. Birisi, ben bıçaklandığımda, akla hayale sığmayacak laflar edebilme hakkını kendinde görmüştü. Diğeri, çağdaş sanat bilgisizliğiyle BoşÇerçeve sergime sataşmaya kalkışmıştı. Ona önce açıklamalar yapıp beyaz bir sayfa açmıştım. Ama biri bayağılığa devam etti. Diğeri, geçen hafta yine bir programda “spermli peçete”den girdi, BoşÇerçeve’den çıktı. Sağ olsunlar, ekran partneriyle sanatımı övdükleri anlar bile oldu!

“Herkes için kötü”, “pis”, “pislik”, “bu iş değil”, “insana bırakırsan her şeyi satar” gibi kelimelerle çağdaş sanat konuşulan bir ortamın entelektüel seviyesini görmek beni gerçekten üzdü. Yakıştıramadım. Sadece izleyicileri güldürmek veya hızla “ayıplamalarını sağlamak” için kullanılan bu “pratik” (!) yöntem, bir sanat programının merkezinde olamazdı.

Burada ne 1971 tarihli ve 2006’da ilk defa sergilenen “spermli peçete” ne de 2013’te New York’ta gerçekleşen “BoşÇerçeve” sergim hakkında açıklama yapacak değilim. Bunlar hakkında Türk veya Amerikalı nice saygın eleştirmen çeşitli makaleler yazdı, ben de çok fazla........

© Cumhuriyet