menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hapishanelerden yükselen çığlıklar (3)

62 0
25.03.2026

1982 yılını cezaevlerinde geçirdim.

İlki cephanelik olarak yapılmış Maltepe Askeri Cezaevi’ydi.

40. yaşıma orada bastım.

İkincisi Sağmalcılar Cezaevi “kaçakçılar koğuşu”ydu.

Neden mi “kaçakçılar”.

Aralarında emekli büyükelçi Mahmut Dikerdem, İstanbul Barosu Başkanı Orhan Apaydın, profesörler Metin Özek ve Melih Tümer, Tabipler Odası Başkanı Erdal Atabek, CHP milletvekilleri, meslek odası yöneticileri, öğretmen, şair, ressam ve yazarların bulunduğu kırk kadar Barış Derneği tutuklusunu hapishane değişikliği sırasında birbirlerinden ayırarak çeşitli koğuşlara, yani cinayet suçluları, hırsızlar, gaspçılar, tecavüzcüler vb. koğuşlarına dağıtacaklardı. Anladığım kadarıyla içeride bizlerin, dışarıda avukatlarımızın savaşımıyla bu caniyane karardan vazgeçildi ve hep birlikte en “entelektüel” tutuklular olarak kabul edilen kaçakçılar koğuşuna konulduk.

Amacım hapishene anılarımdan söz etmek değil. Bunlar Mustafa Gazalcı, Kemal Anadol, Uğur Kökden arkadaşlarımın kitaplarında, Ali Sirmen’in ve benim kimi yazılarımızda, “Cezaevi Güncesi” adlı kitabımda, Okan Toygar’la ortak kitabımız “Hayatımız Güzeldir” de okunabilir.

Yargı kurulu iki askeri yargıç ve bir sivil savcıdan oluşuyordu. Savcı kendisinden söz etmeye değmeyecek, aramızda alay konusu olan, kabarmaya çalışan, fakat silik kişilikli biriydi. Askeri yargıçlardan küçük rütbeli olanın aslında iyi bir insan olduğu söyleniyordu........

© Cumhuriyet