Erdoğan Özmen’in Ardından
Kimi insanların ardından yazmak hepten zor. Çünkü insan, onların gidişine uygun kelimeleri bir türlü bulamıyor. Erdoğan için de öyle. “Öldü” diyemiyorum. O kelime fazla kuru, fazla kesin, fazla yoksul. Aklıma Edip Cansever’in “Ölü mü Denir” şiiri geliyor. Bana “Erdoğan aramızdan ayrıldı” demek daha yakın belki. Ama o da eksik. Çünkü bazı insanlar gittikten sonra bile sesleri, cümleleri, bakışları, tavırları, hatta susuşları kalıyor geride. Erdoğan da öyle kaldı bende.
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde asistanlık yaptığımız yıllardan tanırdım onu. O yıllar hem mesleğimizi, hem kendimizi, hem de çevremizdeki insanları tanımaya başladığımız yıllardı. Kimin nasıl biri olduğu hemen anlaşılmaz belki ama bazı kişiler daha ilk anlarda belli eder kendini. Erdoğan onlardandı. Sessizliğiyle, ağırbaşlılığıyla, ölçülülüğüyle, bir de o kendine özgü, gösterişsiz içtenliğiyle. Hep biraz geri çekilmiş gibi durur ama aslında her şeyi dikkatle görür, duyar, tartar gibiydi. Konuştuğunda da boş konuşmazdı. Her cümlesi hem düşünceli, hem özenliydi, hem de karşısındakine yer açan bir saygı barındırırdı.
Eski yazışmalarımıza baktım. Ona en son Siyasal Freud diye bir kitap yollamışım. Her zamanki içtenliğiyle, o kendine özgü sıcak ve gösterişsiz diliyle, “Sağolasın Dost!” diye yazmış. Ardından da, sanki araya hayat girmese, sanki zaman eski dostları birbirinden bu kadar kolay uzaklaştırmasa hemen oluverecek bir buluşmayı çağırır gibi: “Denk gelse de görüşebilsek keşke bir…” demiş. Bir başka yazışmada, psikanalitik bir metnin bazı parçalarının Türkçede ve İngilizcede nasıl........
