Yargı Yetkisi Tartışması: “Maduro’yu Yargılamak”
İnsan hakları hukuku ve uluslararası kamu hukukunun temel yapı taşlarından biri olan Birleşmiş Milletler Şartı, 1945’te iki dünya savaşından sonra yeni bir dünya düzeninin kurulmasını sağlayacaktı. Bu dünya düzeninin, taraf devletlerin birbirinin içişlerine karışmayacağına, egemenlik yetkilerini tanıyacaklarına ve en önemlisi birbirlerine karşı güç kullanmayacaklarına ilişkin bağlı oldukları uluslararası norm, bu şartın 2. maddesinin 4. fıkrasıydı:
“Tüm üyeler, uluslararası ilişkilerinde gerek herhangi bir başka devletin toprak bütünlüğüne ya da siyasal bağımsızlığa karşı, gerek Birleşmiş Milletler’in amaçları ile bağdaşmayacak herhangi bir biçimde kuvvet kullanma tehdidine ya da kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınırlar.”
Uluslararası hukukta kısaca kuvvet kullanma yasağı diye ifade ettiğimiz bu kuralın iki büyük istisnası, yine aynı Statü’de yer alıyor. Bunlardan birincisi 51. maddedeki meşru müdafaa hali ile Statü’nün yedinci bölümünde yer alan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yetkisi. İlk istisnanın şartlarının gerçekleşmesi zor çünkü ABD’nin bugün Kongre’yi baypas etmek için kolaylıkla sığındığı ulusal güvenlik gerekçesi yeterli değil. Statü’nün kendisi, bu istisnanın kullanılabilmesi için, ilgili ülkenin bir başka ülke tarafından silahlı bir saldırının hedefinde olmasını gerektiriyor. Silahlı saldırı durumu varsa, diğer ülke orantılı ve geçici olmak kaydıyla meşru müdafaa hakkı kapsamında kuvvet kullanabiliyor.
Uluslararası insan hakları davaları ve stratejik davalama yürüten Doughty Street Chambers'ın kurucusu ve aynı zamanda Sierra Leone'deki BM savaş suçları mahkemesinin eski başkanı Geoffrey Robertson, ABD’nin Venezuela saldırısının, hem Statü’nün md. 2/4’e aykırı olduğunu, hem de Amerika’nın Nürnberg Mahkemeleri’nde en büyük suç olarak tanımlanan saldırı suçunu oluşturduğunu ifade etti. Elbette ABD’nin Roma Statüsü’ne ve akabinde saldırı suçunu düzenleyen Kampala değişiklikleriyle bağlı olmamasından ötürü bu çerçeve ABD için geçerli değil.
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump, “operasyon” diyerek bir milli güvenlik sorununa indirgediği ve yerelleştirdiği bu ihlalin devamını getirerek, Maduro’nun adalete teslim edilmek ve ABD’de yargılanmak üzere New York’a getirildiğini söyledi. Ancak bu beyanın arkasında iki cevapsız soru vardı: Birincisi, hangi yargı yetkisine göre New York’ta yargılanacaktı, ikincisi ise uluslararası teamül hukuku ve Uluslararası Adalet Divanı’nın kabul ettiği devlet başkanının yargı bağışıklığı ve dokunulmazlığı sorunuydu.
Birinci sorun olan yargı yetkisi sorunuydu çünkü BM Statüsü, ulusal mahkemeleri, başka devletlerin liderlerini keyfi biçimde yargılamaktan alıkoyar. Elbette bunun istisnası uluslararası ceza yargısıdır ancak bu da ancak Uluslararası Ceza Mahkemesi ya da Güvenlik Konseyi kararıyla mümkün olur. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin 27. maddesi, devlet başkanlığı dahil resmî sıfatın ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını ifade eder ancak burada da konu bakımından yetki sorunu devreye girer çünkü Uluslararası Ceza Mahkemesi uyuşturucu temelli narko-suçları yargılama yetkisine sahip değildir zira bu Mahkeme’yi kuran Roma Statüsü, sadece soykırım, insanlığa karşı........
