Laiklik, savaş ve halkların iradesi
Laikliği savunmak nasıl olur da gibi tam tersinden bir okumayla “din düşmanlığı”, ayrımcılık gibi suçlamalarla “halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek” suçuna dönüşebilir? Eğer; amacınız insanların inancını bir müritlik mekanizmasına dönüştürmek, muzdarip olduğunuz kültürel iktidarı yaratamamış olma halini kültürsüzlük, bilgisizlik, bilinçsizlikle örtmek, size sorgusuz biat edecek bir tebâ yaratmaksa başka çareniz zaten yoktur. Dini değerleri yoksulluğu, haksızlığı, adaletsizliği görünmez kılacak şekilde araçsallaştırmak ve buradan kuracağınız kutuplaştırma muhtaç olduğunuz tek argümanınızdır. Bir de bu şekilde kandıramadıklarınızı sindirmek için salacağınız korku vardır elinizde.
Benim de ilk imzacılar arasında olduğum, 168 imzayla yayımlanan Laiklik Bildirisi daha mürekkebi kurumadan böylece hedefe konuldu. Bildirgede tek kelime din karşıtlığı olmadığı gibi Ramazan ayından çok önce, peş peşe gelen ve seküler yaşamı tehdit eder nitelikte bazı eylemler nedeniyle kaleme alınmıştı. Durup dururken tekbir getirerek sokaklarda yürüyüşler düzenleyen şeriat yanlısı gürühlar, tercihleri nedeniyle hedef gösterilen insanlara yönelik saldırılar, müfredat değişiklikleri ve Ortadoğu’da inançlar üzerinden yaratılan kaos nedeniyle İşıd mensubu teröristlerin mahallelere sızması gibi örnekler böyle bir bildirgeye zemin hazırlamışken, Sol Partili gençlerin laiklik vurgulu afişler nedeniyle göz altına alınması ve ev hapsiyle cezalandırılmasıyla endişeler bir metne dökülerek imzaya açıldı. Elbette imzaladım.
Ancak Ramazan ayı gerekçe gösterilerek “inanca saldırı” suçlaması gecikmedi, ihtiyaca da uygundu. Zaten o sırada Milli Eğitim Bakanlığı tarafından okullara küçücük çocukların inançlarını, ailelerinin tutumunu fişlemeye, çocuklar üzerinde bir din baskısı kurmaya yönelik ve küçücük çocukların muhakeme edemeyeceği bir yaklaşımla masumane görünen ama aslında bilginin önüne sayım ve topluluk baskısı koyan çetelelere büyük bir itiraz vardı. Kamuoyunda da tepkiler yüksekti. Tarikat kostümlü adamlar popüler, akılda kalıcı tekerleme ritminde bir ilahiyle kreşlerde çocuklarla buluşuyor, ilahi çizgi filmlerle popüler kültüre karışıyordu. Eleştirileri, tepkileri etkisizleştirecek olan yeni ve temelsiz bir tepki dalgası yaratmak üzere “halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek”suçlaması, laikliğin aslında ne demek olduğunu çoktan unutturdukları toplumu bu karalamaya ortak etmek için hızla devreye alındı. İmzacılar ayrımcı bir dille yaftalandı, suç duyuruları yapıldı. Oysa bildirinin tek yaptığı, anayasal bir ilkeyi — laikliği — hatırlatmaktı.
Laiklik din düşmanlığı değil inanç özgürlüğünün güvencesidir. Devletin herhangi bir inancı siyasetin aracı haline getirmemesi, üstünlük sağlamaması, yurttaşlık hukukunun dini referanslarla aşındırılmaması için koruyucudur. Bildirinin kriminalize edilmesi sistemle uyumlu. Yıllardır adım adım ilerleyen bir siyasal yönelim var. Kamusal alanın dinselleştirilmesi, kurumlarda kadrolaşma, hukukun ideolojik tercihlerle siyasal rejim lehine esnetilmesi, muhalefetin karalanması, etkisizleştirilmesiyle sürüyor.
AKP iktidarının ilk yıllarından Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına uzanan zaman diliminde, laikliği ve Cumhuriyet rejimini hedef alan adımları tek tek ve kategorik olarak kayda geçirdiğim bir kitabım* var. Laikliğin gerçekte ne anlama geldiğini ve kimi neden rahatsız ettiğini irdelediğim bu çalışma, siyasal İslâm’ın iktidara doğru sistemli ilerleyişini de tarihsel bir bütünlük içinde gözler önüne seriyor. Ramazan ayından haftalar önce sol partili gençlerin astıkları laiklik vurgulu afişler nedeniyle tutuklanması ve ev hapsiyle cezalandırılması bu hattın son örneklerindendi.
Yani sözümüzün Ramazan’la........
