Köklerinden sökülen geleceğimiz
Muğla Milas’ta, İkizköy’ün de aralarında bulunduğu 6 köy için acele kamulaştırma süreci işletilirken bu sürece karşı çıkan ve yaşam alanlarını savunan İkizköy Çevre Komitesi üyesi Esra Işık 31 Mart’ta gece yarısı evinden gözaltına alındı ve tutuklandı.
Bu tabloyu doğru yerinden okumak gerekiyor.
Mesele yalnızca bir gözaltı ya da bir tutuklama değil. Mesele, yaşam alanlarını korumaya yönelik bir itirazın nasıl kriminalize edildiğidir.
Zeytinlikler, ormanlar, su kaynakları… Bunlar yalnızca ekonomik değerler mi? Bir bölgenin geçimi, kültürü, sürekliliği, nefesi… Elbette ki Türkiye kendi elektriğini ve enerjisini üretecek. Ama bu enerjinin üretimi birilerini zengin etmek için gerçekleştirilmeyecek. Ve bu alanlara yönelik müdahaleler, yalnızca bugünü değil gelecek kuşakların dengesini de gözeterek, doğamızı talan etmeden gerçekleşmeli. Dolayısıyla bu alanların korunmasına yönelik itirazlar tartışmaya açık bir tercih değil, doğrudan kamusal bir sorumluluğun zorunlu sonucudur.
Tam da bu noktada şu soruyu sormak gerekir:
Yaşam alanlarını savunmak ne zamandan beri suç olarak görülüyor?
Esra Işık’ın tutuklanması, bireysel bir cezai sürecin ötesinde bir anlam taşıyor. Bu tür müdahaleler, yalnızca bir kişiyi değil, benzer itirazları dile getirebilecek herkesi ilgilendirir. Çünkü verilen mesaj açık: itiraz edersen, bedel ödersin!........
