Anı yaşayıp, anlamı kaçırmak!
Yeni bir yıla girilirken gelenektir basında, geçen bir yılın çeşitli alanlarda muhasebesi yapılır. Önemli olaylar, geleceği de etkileme potansiyeli olan gelişmeler, olgular ve konuların bir dökümü yapılır. Bir tür ara bilanço çıkarmak gibidir. Hayatlarımıza ilişkin düşülen notlardır kimi kez... İyi de yapılır, bir zararı yoktur, hafıza tazelemek bakımından yararlıdır, işlevseldir.
Ancak, toplumsal yaşama ilişkin bu ara bilanço çıkarma işinin olmazsa olmaz bir kuralı ve tek şartı vardır; muhasebeyi, deyim uygunsa, vergi kaçırmadan yapmak... Eğer bu kural çiğnenirse bir anlamı ve işlevi kalmaz. Dahası iyiliğin değil, kötülüğün hanesine yazılır. Tarihsel bir ara bilanço çıkarmanın etik bir değeri, toplumsal ve siyasal bir anlamı olacaksa, muhasebesi dürüst yapılmalıdır. Değilse ya kendimizi ya da toplumu kandırmış oluruz.
Taammüden yapılıyorsa sorun yoktur, reddeder geçersiniz ve kendi bilançonuzu çıkarırsınız. Geleceğe ilişkin dersleri sıralarsınız. Peki ya bu iş özensizlikten kaynaklanıyor, dostlarınızın dikkatsizliğinin veya aklınıza gelmeyen başka nedenlerin bir sonucu olarak ortaya çıkıyorsa ne yapacaksınız? İşte şu günlerde sanırım asıl sorun da bu. Zor bir durum.
İşin esasına gelirsek; geride bıraktığımız 2025 yılına ilişkin, kilometre taşı niteliğindeki olayların dökümünün yapıldığı alanlardan biri de medyaydı. Ama gelin görün ki, öyle bir döküm yapılmış ki, bazı tutuklamalar ve gözaltı olayları sıralanmış o kadar. Önemsiz mi? Elbette hayır! Başka ne yapılmış? Sansür örnekleri verilmiş, RTÜK cezalarının dökümü çıkarılmış ve kayyum atanan televizyonlar sıralanmış. Gereksiz mi? Ne demek, elbette iyi yapılmış.
Peki, o halde sorun nedir? Anlatayım; bütün bu döküm, muhasebe ve ara bilanço çıkarma çalışmalarının içinde Tele1’e el konulması ve bu nedenle yapılan tutuklamalar yoktu. İnanılır gibi değil, ama böyle. Resmen atlanmış. Hem de ne atlama! Oysa geçen yılın en önemli medya olayı Tele1’e el konulmasıdır.
Beşinci sınıf bir kumpasla genel yayın yönetmeninin tutuklanarak kendisinin ve arkadaşlarının susturulmak istenmesidir. Bu olay, ana muhalefet partisinin lideri Özgür Özel’in “darbe” diye nitelendirdiği –ki öyledir– 19 Mart Süreci’nin en önemli etaplarından biridir. Bütün bağımsız ve muhalif medyaya yönelik bir tehdit ve hizaya sokma girişimidir. Toplum üzerinde en yüksek etkiye sahip medya olarak, televizyon alanını düzenleme girişimidir.
Geçen yıla ilişkin yapılan dökümlerde Tele1’in adı sadece, RTÜK’ün en çok ceza verdiği televizyonlar listesi ile –ki ilk sırada Tele1 vardı– kayyım atanan kuruluşlar arasında birer kelime olarak geçiyordu.........
