menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Savaşta hayatta kalma rehberi

42 0
10.03.2026

Ne yazık ki bazı savaşlara tanıklık ettim. İşim gereği; Irak’ta, Afganistan’da, Yugoslavya’da, Azerbaycan/Karabağ’da… Ölenler, örselenenler yalnızca cephede birbirlerini vuranlar olmuyor. Hayatta kalabilmek savaşın etkilediği her yerde, herkes için zor. İlla da kadınlar ve çocuklar için.

Daha önce yazdım. Uzun süre rüyalarıma giren en korkunç savaş manzarası; Kabil’de bir roket saldırısında ölen 10 yaşındaki oğlunun hastanenin altında bir odaya “doldurulmuş” cesetler arasındaki cesedine donuk gözlerle bakan anneydi, çok daha kanlı olaylara tanıklık etmeme karşın.

Bir anneyi, evladının cansız bedeni karşısında, donuk gözlerle dikilip ve onu nasıl alıp götüreceğini (parasızlıktan) düşünmek zorunda bırakan nasıl bir canavar olabilir?

Bütün felaketler gibi, savaşta da sizi en fazla kahreden şey çaresizlik! Bazen bir dilim ekmeğe, bir patatese, bir parça sargı bezine muhtaç eden çaresizlik!

Düşünsenize; yüzen bir ada gibi, üzerlerinde 100 kadar bombardıman uçağı ile dünyanın en büyük savaş gemileri dolaşıyor etrafınızda. Uçan bir ada gibi, 15 km yüksekte, karnında 32 ton bombayla dünyanın en büyük bombardıman uçakları dolaşıyor tepenizde.

Onların kusacağı ölüme, ölümden beter çaresizliğe nasıl karşı koyabilirsiniz ki?

Ne güzel söz: Çaresizseniz çare sizsiniz!

İnanın öyle, savaşta hayatta kalmanın, çaresizliklerle baş edebilmenin, güçlükler karşısında ayakta durabilmenin yolu dayanışmadan geçiyor. Kesin bilgi, çünkü savaş alanlarında tanık oldum! En silahsız kişilerin bile sahip olabileceği en güçlü silah dayanışma!

Onu örgütlemek için illa da savaş, pandemi, tsunami, sel, deprem olması gerekmiyor ama öylesi büyük felaketlerle karşılaşınca da mecbur oluyorsunuz dayanışmaya.

Hiçbir savaşla yalnız başınıza baş edemezsiniz. Nereye kaçsanız, ne kadar uzağa giderseniz peşinizden gelir savaş. Barınaktan, yiyecekten, içecekten, ilaçtan, paradan yoksun bırakarak izler sizi. En son depremlerde, pandemide de deneyimlediğimiz gibi.

İşte o zor zamanlarda, sadece dayanışma kurtarır. Deprem yıkıntıları arasında bir tas sıcak çorba, pandemide hapsolduğunuz evinizin kapısını çalan bir komşu olarak çıkar karşınıza.

Savaşlar, böylesi toplumsal krizler, ancak kaynaklarınızı paylaşarak hayata tutunabileceğiniz zamanlardır.

Ne zaman kafanıza bir bomba düşeceğinin kaçınılmaz korkusu ve belirsizliği ölmeden öldürür insanı. Psikolojik yıkımdır savaş, asla yalnız karşı koyamazsınız. Çaresi etrafınızda insanlar olmasıdır. Sizi dinleyecek, omuzunuza dokunacak, dinlediğiniz ve omuzuna dokunduğunuz insanlar. Psikolojik yıkıma karşı da en güçlü kaledir dayanışma.

Yoksulu, yaşlıyı, kadını, çocuğu, hastayı, mülteciyi sadece dayanışma sarıp sarmalar. Her birinin zayıflığı ve savunmasızlığı dayanışmayla kolektif bir güce dönüşür.

2004’te Hint Okyanusu tsunamisinde binlerce insanın hayatını kurtaran da, 1990’lardan 2000’lere HIV/AIDS salgınında kırılan Afrika’da ölümün hızını kesen de, bizde 1999 ve 2023’te depremzedeleri doyurup ısıtan da dayanışmaydı.

Biliyorum, tanık oldum, insanlar asla sahip olamayacakları ölüm silahları karşısında güçsüz hisseder. İşte şimdi etrafımızda akbabalar gibi dolaşan uçak gemileri ve dev bombardıman uçakları karşısında hissettiğimiz gibi.

Yine biliyorum, tanık oldum, birlikteyseniz, dayanışıyorsanız onlara karşı da güçlüsünüz. Birlikte güçlüyüz!

İlla füzelerin düşeceği anı beklemeyin, o zaman daha zor olacak. Henüz yapmadıysanız, şimdi kapısını çalın komşunuzun. Arayın arkadaşınızı. Ailenin tüm fertlerine ne halde olduklarını sorun. Sizde olanı sunun. Ailede, mahallede, okulda, işyerinde dayanışma ağlarınızı kurmaya başlayın. Savaşta sizi sadece dayanışma kurtarır.

Aslında her zaman ve her durumda: Dayanışma yaşatır!


© Birgün