menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tekstilde kan kaybı: Faturayı niye hep işçi ödüyor?

38 0
05.06.2026

Ekonomi kanalları, ana haber bültenleri ve gazetelerin ekonomi sayfaları günlerdir tekstil ve hazır giyim sektöründe yaşanan istihdam daralmasını, peş peşe gelen fabrika kapanışlarını ve ihracat kayıplarını konuşuyor. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) ile Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerine dayanan son raporlar, yapısal bir alarmın net göstergesi: Sektördeki yıllık toplam istihdam kaybı 127 bin kişiyi aşmış durumda ve sadece yılın ilk aylarında binin üzerinde şirket kapısına kilit vurdu.

Ancak medyanın bu büyük krizi ele alırken kullandığı dil, her ekonomik sıkışıklıkta tanık olduğumuz o bildik ezberi tekrarlıyor; madalyonun sadece işveren tarafına bakıyor. Ekranlara çıkan sektör temsilcileri sürekli "artan işçilik maliyetlerinden", "kur baskısından", "finansmana erişim zorluğundan" ve siparişlerin Mısır, Bangladeş veya Vietnam gibi ucuz işgücü cennetlerine kaymasından dert yanıyor.

Pekiyi, Türkiye ekonomisinin ve istihdamının lokomotifi olan bu devasa sektörde asıl faturayı ödeyen, evine ekmek götürme mücadelesi veren yüz binlerce işçinin insani ve hukuki hakları ne olacak? Her krizde "maliyet" adı altında ilk feda edilecek unsur olarak işçinin görülmesi ne kadar adildir? Maalesef medyanın o parıltılı ekonomi sayfalarında madalyonun bu yüzüne hiç yer verilmiyor.

MALİYET DEDİKLERİ İNSANCA YAŞAM ÜCRETİ

Sektör temsilcilerinin "Küresel pazarda rekabet gücümüzü bitiriyor, bizi zorluyor" diyerek şikayet ettiği o işçilik maliyeti, bugün Türkiye’de açlık sınırının dahi altında kalan 33 bin 30 TL brüt, 28 bin 75,50 TL net asgari ücrettir. Yüksek enflasyonist ortamda, barınma ve gıda gibi en temel ihtiyaçların bile lüks haline geldiği bir düzende, tekstil işçisinin aldığı bu para bir "maliyet yükü" değil, en temel Anayasal yaşam hakkıdır.

Bir sektörün küresel piyasada rekabet gücünü kaybetmesinin sorumlusu, sabahın köründe o tezgâhın başına geçip dirsek çürüten işçi değildir. Sektörün zamanında katma değerli üretime geçememesi, markalaşamaması, teknolojik dönüşümü ıskalaması ve vizyonsuz yönetilmesinin faturası, sanki tek çareymiş gibi dönüp dolaşıp yine işçinin boğazından kesilerek ödenemez. Rekabet gücünü işçiyi daha da fakirleştirerek, emeği daha da ucuzlatarak aramaya çalışmanın sonu, tüm çalışma hayatını topyekûn bir çöküşe sürüklemektir.

KOD 46-49 TUZAĞI GİZLİ TEHDİT

İstihdam daralmasının ve sipariş iptallerinin........

© Birgün