İnsan olmak, insan kalmak
Zygmunt’un annesi ve babası, sanki her zaman sonsuza kadar birlikteydiler. Ona hiç anlatmamışlardı, nereden geldiklerini. Zaddiklerin aile ağacının sürgünü, küçük esnaf babası bir kez -yüzünde kızarıklıklarla- anlatmıştı; Kheder’deyken diğer oğlanların ekmekleri ve yağları varken, babasının ona sadece kuru ekmek almasına izin verdiğini. Poznan’da yaşıyorlardı. Burası hemen hemen Judenrein bir kentti ve Zygmunt bunun anlamını erken öğrenmişti.
Prusya-Alman hâkimiyetindeki şehir, el değiştirmelerle yüzleşti. Bir Almanlar, bir Polonyalıların idaresindeydi. Kent tekrar Polish şehri olunca, sakinlerine Leh ya da Alman yurttaşlığını seçme hakkı verildi. Tüm zenginler -bu arada epeyce fakir- Almanya’yı seçtiler. Ancak bir yirmi yıl sonra, 1938’de Nazilerce hepsi Polonya sınırına zorla geri gönderildiler. Tehcirin adı Polenaktion’dı.
Babası Büyük Buhran ile iflas bayrağını çekti ve Paris’e doğru yola koyuldu. Yer değiştirerek kurtulacağını sanan çok sayıda insandan ilki değildi. Orada tüm parasını, karşılarındaki enayinin görüntüsüne kıs kıs gülüp, onu dükkân kiralama vaadiyle kandırmış zeki Parislilere kaptırdı. Gönderdiği mektupta, aslında derdini anlatmıyor, karısının onu yeniden kabul edip etmeyeceğini soruyordu. Hırslı anne onu kabul etti; baba kirli sular akan bir palto ile evine, yenilmiş halde geri döndü. Çevreden iş dilendi, -asla bir tüccar olamadı- bulamayınca kendini Warta Nehri’ne attı. Ama bahtsız kişiler, talihsizlikten kaçamazlar; ordan geçen bir izci takımı soğuk suya daldı ve iradesine rağmen onu sudan çıkardı.
Zygmunt ilköğretimini 1938’de tamamladı. Poznan’daki devlet........
