Savaş ve küresel açlık tehlikesi
Mesnetsiz bir savaş tüm hızıyla devam ediyor. Savaşın ekonomiye yansımaları daha çok enerji fiyatlarının yüksek seyriyle analiz ediliyor. Gündelik yaşama yansıyan; arabaları her gün trafiğe çıkarmamak, elektriği idareli kullanmak, evde biraz üşümeyi göze almak gibi önlemler devreye sokuluyor. Hâlbuki Körfez bölgesindeki çatışma ortamı, gübre tedariki üzerinden Küresel Güney ülkelerini açlıkla terbiye etmek gibi vahim insani sonuçlara yol açacak bir risk de taşıyor. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı sözcülerine göre İran savaşı zaten gıda güvenliği ile yüz yüze bulunan 318 milyon kişinin üzerine bir 45 milyon kişi daha katma tehlikesini barındırıyor.
Gelişmiş ülkelerde gıda enflasyonu daha çok kendini, domates, salatalık, fasulye, patlıcan fiyatlarındaki artıştan şikâyetle hissettiriyor. Çoğunlukla pirinç, mısır, buğdayın pahalanması gündelik yaşamda fark edilmiyor. Türkiye benzeri ülkelerde ise dar gelirli insanlar taze sebze-meyve tüketemiyor. Patates-soğan-bulgur-salça diyetine mecbur kalıyor. Buna karşın, deniz yoluyla gübre ithal eden Kenya, Somali, Tanzanya, Sudan gibi Afrika ülkelerinde, İsrail’in saldırısı altında bulunan Gazze ve Lübnan’da yüksek gıda fiyatları vahim sonuçlara, doğrudan açlığa yol açıyor.
GÜBRE ÜRETİMİNİN MERKEZİ DE BASRA KÖRFEZİ
Bilindiği gibi Basra Körfezi dünya enerji üretiminin ana merkezlerinden biri. Ham petrolde deniz yoluyla ticaretin dörtte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Ayrıca sıvılaştırılmış doğalgaz ve gübre ihracatının da ana aktarım kanalı burası. Yüksek petrol fiyatları hem taşımacılık maliyetlerini artırma hem de tarım üretiminde doğrudan enerji kullanımı yüzünden zaten gıda fiyatlarını sıçratma eğiliminde. Ama konunun daha az konuşulan ve bilinen bir boyutu da gübre fiyatlarının tarım ürünü maliyetlerini tırmandırma tehlikesi.
Bu konunun ayrıntılarına inmeden önce, isterseniz küresel tarım ürünü fiyatlarının savaş öncesi seyrine bir göz atalım. 2023-2025 döneminde Dünya Bankası verilerine göre tarım fiyatları %4,3 artmıştı. Ancak bu büyük ölçüde kahve fiyatlarının düşük rekolte ve yüksek talep sonucu ikiye katlanmasının bir sonucuydu. Alt endeks, gıda fiyatları ise %13 oranında düşüş göstermişti. Bu düşüş hububat fiyatlarında %24’e kadar varmıştı. Söz konusu gelişmeler tüketici açısından doğaldır ki olumlu sayılmalı. Bu veriler 2022’de patlak veren Ukrayna savaşının etkilerinin kolay atlatıldığını gösteriyor. Gelgelelim şöyle bir risk barındırıyor: Yoksul ülkelerdeki küçük tarım üreticileri zaten düşük seyreden ürün fiyatları ve ağır finansman maliyetleri nedeniyle güç durumdaydı. Şimdi mazot, gübre ve diğer girdi fiyatlarının artışı yüzünden ekim yapamaz duruma düşecekler veya yetersiz gübre kullanımının sonucunda üretim kaybına uğrayacaklar.
Dünya deniz yoluyla gübre ticaretinin üçte biri, 16 milyon tonu Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. İran, Katar, Suudi Arabistan ve Umman özellikle nitrojen bazlı üre ve amonyak ihracatında başı çekiyorlar. BM Gıda ve Tarım Örgütü’ne (FAO) göre küresel üre ihracatının %30-35’i, amonyak ihracatının %20-30’u Basra Körfezi’nden geliyor. Petrolün aksine, gübre sektöründe uluslararası koordine edilmiş bir stratejik rezerv bulunmuyor. Çok hacimli olduğu için ve finansman maliyetleri nedeniyle, özellikle yoksul ülkelerde stoklar çok düşük düzeyde. Bazı ülkeler gübre tedarikinde büyük ölçüde Hürmüz Boğazı’na bağımlı. Bu oran Sudan için %54’ü buluyor. Diğer bağımlı ülkeler Sri Lanka (%36), Avustralya (%32), Tanzanya (%31), Somali (%30), Pakistan (%27), Tayland (%27), Kenya (%26) olarak sıralanıyor. Başta Hindistan ve Bangladeş olmak üzere bölgeden gübre ithalatı diğer Güney Asya ülkeleri için de büyük önem taşıyor.
Modern tarımda verimi artırmak için üç girdi kullanılıyor: nitrojen, fosfor ve potasyum. Nitrojen temelli amonyak ve üre doğal gazdan üretiliyor. Fosfor ise petrolün bir yan ürünü olan sülfüre bağlı. Ayrıca gübre fabrikaları yoğun enerji girdisi kullandığı için hem maliyetler yükselebiliyor hem de şimdiden Cezayir ve Hindistan’da gözlendiği üzere hükümet enerji tahsisinde kısıtlamaya gidebiliyor. Bangladeş’te kamu mülkiyetindeki beş gübre fabrikasından dördünde üretimin durdurulduğu bildiriliyor. Pakistan’da da büyük sıkıntılar yaşanıyor. (Susanne Savage ve Jana Tauschinski, Financial Times 27 Mart 2026).
Edinburg Üniversitesi’nden Peter Alexander’ın araştırmasına göre, gübre fiyatlarının tonunun 300-350 dolardan 900-1000 dolara çıkması, küresel gıda fiyatlarını yüzde 60-100 arasında yukarı çekebilir.
BİYOYAKIT ÜRETİMİ DE ARTACAK
Savaş nedeniyle petrol fiyatlarının fırlamasının gıda enflasyonuna şöyle dolaylı bir etkisi de var: yüksek enerji maliyetleri, ikame malı niteliğindeki etanol ve biyoyakıt üretimini de kârlı hale getiriyor. Mısıra, soya fasulyesi yağına ve palm yağına talebi artırıyor. Bu da haliyle bazı ülkelerde temel gıda maddesi niteliğinde olan bu ürünlerin fiyatlarını yukarı çekiyor.
Savaşın cereyan ettiği Körfez ülkeleri de su yetersizliği ve iklimlerinin tarım üretimine elverişli olmaması nedeniyle gıda gereksinimlerinin %70-90 arasındaki bölümünü ithal ediyorlar. Her ne kadar bu ülkeler birkaç ay yetecek gıda stoklarına sahip olsalar da savaşın uzaması halinde tedarik etme zorluğu ve yüksek fiyatlar nedeniyle büyük zarar görecekler. İran da buğday, mısır, pirinç ve sıvı yağ gereksinimini ithalatla karşılıyor. Savaşın hem doğrudan hem de özellikle devalüasyon kaynaklı ekonomik etkileriyle zaten yüksek seyreden gıda fiyatlarının katlanarak artması, halkın büyük bir beslenme sorunu yaşaması olası.
DÜNYADA AÇLIK TEHDİDİ ALTINDAKİ ÜLKELER
Yapay zekâdan, teknolojideki büyük sıçramalardan söz edilen bir çağda, dünyada açlık sorunun yaygınlaşması gerçekten trajik. Lübnan’da 900 bin, Gazze’de 1,6 milyon kişinin aşırı açlık tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu Dünya Gıda Programı bildiriyor. Bu sayı diğer savaş bölgeleri Afganistan’da 17,4 milyon kişiye, Suriye’de 1 milyon kişiye ulaşıyor.
Haiti’de nüfusun %44’ü şiddet, ekonomik sorunlar ve iklim krizi kaynaklı açlık sorunu yaşıyor. Mali, Burkina Faso ve Nijer’de mahsulün kötü gelmesi, göç ve güvenlik sorunları milyonlarca kişiyi açlığın sınırına getiriyor. Etiyopya, Kenya, Somali’de de kuraklık ve çatışma sonucu 32 milyon kişinin açlığa sürüklenmesi bekleniyor. Güney Sudan ve Sudan’da da nüfusun yarısını aşan bir açlık tablosu gözleniyor. Bir Latin Amerika ülkesi, Guatemala’da ise kaynakların tüketilmesi ve yakıt maliyetleri nedeniyle 3,2 milyon kişi açlığın pençesinde.
FAO’NUN ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
FAO savaştan kaynaklanan tarımsal gıda üretimi sorunlarına karşı kısa, orta ve uzun vadeli olmak üzere kademeli önlemler öneriyor. Kısa vadede, alternatif ticaret rotalarının kullanılması, piyasaların kontrolü, kırılgan ülkelere destek sağlanması ve tedarik zincirlerinin istikrar kazanması ve insanların korunması için çiftçilere finansal yardım eli uzatılması gereğini vurguluyor. Orta vadeli stratejiler; ithalat kaynaklarının çeşitlendirilmesi, bölgesel koordinasyon ve acil durum planlaması olarak belirtiliyor. Uzun vadede ise, ülke içi tarımın geliştirilmesi, sürdürülebilir gübre üretimi, yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım, fiyat oynaklıklarına karşı yapısal değişim şeklinde sıralanıyor.
BM kuruluşlarının tipik üslubu ile genelde doğru fikirler ortaya atılırken; tarımın finansallaşması ve çokuluslu tarım şirketlerinin aşırı kâr hırsıyla yaptıkları manipülasyonlar pek gündeme getirilmiyor. Konu aslında gıda egemenliğinin sağlanmasından geçiyor. Geçmişten, yoksul ülkelerde gıda fiyatlarının yükselmesinin ayaklanmalara yol açtığını, ciddi politik sarsıntılar yarattığını biliyoruz. Önümüzdeki dönemde benzer gelişmelere tanık olabiliriz.
Haklı olarak, “Bu yazıda adeta bir dünya turu yaptın. Türkiye’den pek bahis açmadın.” diyebilirsiniz. Hatırlatalım, Özge Güneş arkadaşımız 10 Mart’ta “Savaş, gübre ve bağımlılığın faturası” başlıklı yazısında bu konuyu derinlemesine işlemiş, girdide dışa bağımlı gelişmekte olan bir ülke örneği olarak Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu gübrenin %90’ının ithalatla karşılandığını dile getirmişti. Kaçıranların, serbest piyasa reçeteleriyle Türkiye’nin tarım üretimi kapasitesinin nasıl daraltıldığını ortaya koyan bu yazıyı okumalarını salık veririm.
