Doların önlenemeyen düşüşü
Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte 2025’te dolar gün yüzü görmedi. Oysa 2010 ile başlayan 2024’te sona eren süreçte yükselişini aralıksız sürdürmüş, dolar endeksi yaklaşık yüzde 40 değer kazanmıştı.
İsterseniz son zamanlardaki gerileyişinin nedenlerine geçmeden önce, doların küresel ekonominin merkezine yerleşip, rezerv para haline geliş sürecini kısaca hatırlayalım. ABD ekonomisinin yükselişi, Büyük Britanya’nın gerileyişi ile 1920’ler ve 1930’larda doların önemi artmaya, sterlinin yıldızı sönmeye yüz tutmuştu. İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD’nin kapitalizmin merkezi haline gelmesiyle birlikte, Bretton Woods Anlaşması’yla dolar altına sabitlenmiş, sabit kur rejimi altında gerek uluslararası ticaret gerekse finans ve bankacılıkta egemenliğini ilan etmişti. 1971’de Bretton Woods rejiminin çökmesi, ABD’nin doların altına çevrilebilmesi yükümlülüğünü askıya almasıyla da tablo değişmedi. Dalgalı kur rejiminin uygulandığı, sermaye akışlarının serbestleştiği koşullarda da dolar egemenliği sürdü.
Dış ticaret faturalandırmasındaki yaygın pozisyonu firmaları ve bireyleri paralarını dolar cinsinden tutmaya yöneltti. Dolar mevduatlarının bolluğu ise, faizleri aşağı çekti, uluslararası borçlanmaları dolar cinsinden gerçekleştirmeye teşvik etti. Uluslararası işlemlerdeki egemenliği, haliyle merkez bankalarını da rezervlerinde ağırlığı dolara verme eğilimini güçlendirdi.
Halen günlük döviz işlemlerinin yüzde 89’unun bir ayağı dolar. Uluslararası ticarette yaklaşık yüzde 50 oranında faturalandırma dolar üzerinden yapılıyor. 31 trilyon dolar civarındaki uluslararası dış borç bakiyesinin yüzde 60’ı da dolar cinsinden. Buna karşın 11.5 trilyon doları bulan merkez bankası rezervlerinde, özellikle Ukrayna işgali sonrası Rusya’ya uygulanan sert yaptırımların etkisiyle, dolardan kaçınma, altına yönelme eğilimi gözleniyor. Ancak hâlâ doların yüzde 58 bir ağırlığı bulunuyor.
Doların bir özelliği de risk algısının yükseldiği, finansal piyasalarda oynaklığın arttığı dönemlerde hep “güvenli liman” olarak görülmesi, değerlenme eğiliminin güçlenmesiydi. ABD’den kaynaklanan 2008 Küresel Finansal Kriz döneminde dahi bu olgu değişmemişti. Gelgelelim, Trump’ın “Kurtuluş günü” ilan ettiği 2 Nisan’da gümrük vergilerini açıklamasıyla birlikte dolar keskin bir değer kaybına uğradı. Amerikan hazine tahvillerinin fiyatı düştü, getirileri arttı. Bu........
