Kozluören
Babam Uludağ’ın eteklerinden ayaklarını bastığı çimenlere dek uzanan manzaraya baktı, dayım uzaktan arabasıyla geliyordu. Annem de arabanın sesini duyunca aynı yöne baktı ama dün gün boyunca yaptığı sarmaları, dolmaları piknik masasına yerleştirmekle meşguldü, manzarayı filan gördüğünü sanmıyorum. Masa değil, masalar aslında; yan yana konarak kocaman bir “U” harfi oluşturmuş masa dizisi. Sadece tabakları bardakları yerleştirmek bile büyük iş.
Dayım geldi ve bagajdan rakı şişelerini, bira kasalarını, karpuzu kavunu çıkarmaya ve onları yanı başımızda akan dereye yerleştirmeye başladı. Babam içki şişelerine biraz endişeyle baktı ve “Çok içip dağıtma oğlum” dedi. Dayım gülerek “Üç eniştem yanımda, bana bir şey olmaz” dedi. Mustafa Eniştem “Ben karışmam valla” dedi, Vedat Eniştem “İki bira getir Ali, boğazımız kurudu” dedi. Anneme yardım eden Sevim Teyzem “Daha dur, şimdiden mi?” dedi kıkırdayarak. Ananem “Ya sabır, ya selamet” diyerek elinden bırakmadığı tespihi çekmeyi sürdürdü. Büyükbabam kalkıp oğluna yardım etti.
Onların yanında iki amcam ve halamın eşi Avni Eniştem vardı. Halam daha yeni geldiği için üçü de onunla konuşuyordu. Cesur Amcam halama sarılan enişteme, “Bi dur, boğacan kızı” dedi. Erkan, Yüksel Amcamın omuzlarında kedi gibi dolaşıyordu. Erkan’ı kucağıma aldım ve “Koş git Bıcır’la oyna, beş yaşından küçük insanları ısırmıyor” dedim. Bıcır dişlerini göstererek havladı. Dedem “Eşeğe de binin” dedi. Babanem “Tepsin de hastanelik olsunlar” diye söylendi.
***
Mahalle halkı arabalarıyla birer birer gelmeye başladı. Oğulları Hüseyin’in kullandığı arabadan Üzeyir Amca ve Fevziye Yenge indi; Nihat Amca’nın ve Neriman Yenge de büyük oğulları Nejat’la geldiler. Nejat Abi’ye sarıldım, “Az kolanı içmedik be” dedim. Üzeyir Amca dere yatağında bekleyen içkilere bakıp “İçki öldürür, kumar söndürür, spor hah haa” dedi. “Hala bu tekerlemeye devam mı yahu?” dedim. Hüseyin iki bira alıp birini babasına uzattı: “Baba bırak allaşkına, bu saatten sonra” dedi. Şaban ve Recep Amcalar........
© Birgün
