menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İranlı aktivist Arghavan: Batı, bizim hakkımızda konuşmaktan çok bizi dinlemeli

30 0
03.03.2026

ABD ve İsrail ordularının 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı saldırılar dördüncü gününde devam ediyor.

İsrail Hava Kuvvetleri, Tahran ve Beyrut’a eşzamanlı geniş çaplı hava saldırıları düzenlerken, İran güçleri de Körfez ülkelerindeki ABD tesislerine misilleme saldırıları gerçekleştiriyor.

Saldırıların ilk gününde İran’ın ruhani lideri Ayetullah Ali Hamaney’in öldürülmesi, İran’daki bazı kesimleri yasa boğarken, sosyal medyaya yansıyan görüntülerde özellikle diasporadaki İranlıların sevinç gösterileri dikkat çekti.

Devrik Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin sürgündeki oğlu Rıza Pehlevi ise hem İsrail ve ABD’ye yaptığı çağrılar hem de diasporadaki destekçileri aracılığıyla öne çıkan bir figür olarak gündeme geldi.

ABD-İSRAİL’İN İRAN SALDIRILARINDA 4. GÜN

"İran'da yeni liderin seçimi uzun sürmeyecek”

Bu kritik günlerde, İran’a yönelik son saldırıları, toplumdaki kırılma noktalarını ve olası yönetim değişikliğini İranlı sosyalist ve feminist Arghavan* ile konuştuk:

“Bir noktada Batı’nın bize nasıl değişmemiz, nasıl olmamız, nasıl hissetmemiz gerektiğini söylemeyi bırakması gerekiyor.”

“Yüce Lider’in İsrail ve ABD’nin eliyle öldürülmesi, birçok insanın gözünde en az onun kadar kötü hatta daha kötü görülen güçler tarafından öldürülmesi, üçüncü bir boyut yarattı. Tamamen rejim karşıtı olan bazıları çok mutlu. Emperyalizmle ilgilenmiyorlar, sadece daha iyi bir hayat istiyorlar. Biraz Batılılaşmak, dans edebilmek, içebilmek, istediklerini giyebilmek, alışveriş yapabilmek, uluslararası markalara erişebilmek…

“Çok üzgün olanlar da var, rejime derinden inananlar. Yakında yeni bir Yüce Liderleri olacak. Ama bir de kafası karışık olanlar var. Mutlu olamıyorlar, çünkü diktatörlük sona ermedi. Bağımsızlık ve direniş fikri, belki de emperyalizme karşı birleşebileceğimiz tek ortak zemindi. Ama aynı zamanda ondan hesap sormak, kaynakları heba etmesinin, ülkeyi bu tuhaf ve acı verici noktaya sürüklemesinin hesabını görmek istiyorduk. Benim için çok karmaşıktı, mutlu olamadım. Bir kez daha kaybetmiş gibi hissettim. Sonu bile İran halkı tarafından belirlenmedi ve paradoksal biçimde, ölümü onu destekçileri arasında bir kahramana, bir şehide dönüştürdü.” 

Aralık protestolarından bugüne

Uzun bir baskı ve katliam sürecinden sonra, İsrail ve ABD’nin saldırıları İran toplumunda nasıl bir kırılma yarattı? 

İran’daki son protesto dalgasında pek çok şeyin eşi benzeri görülmemiş olduğunu düşünüyorum. Süreç birçok insan için sarsıcıydı, sindirmesi ve anlamlandırması zordu. Elbette ekonomik durum bir “hazine çukuru”na dönüştü. Hâlâ pek çok İranlı, orta sınıf, alt orta sınıf ve işçi sınıfı insan muazzam bir baskı altında. Özellikle İsrail’le yaşanan 12 günlük savaştan sonra bu baskı daha da arttı. Ama aynı zamanda bu son protesto, ayaklanma ve gösterilerin bileşimi öncekilerden oldukça farklıydı. Kendi deneyimim ve bakış açımdan hareketle söyleyebilirim ki, daha önceki tüm protesto ve gösterilere aktif olarak katılmış pek çok kişi bu dalgada adeta ortada yoktu, bu kez kendilerine bir yer bulamadılar. Oysa pek çok ortak noktaları vardı: Rejime karşı olmak, ekonomik ve siyasi durumla ilgili ciddi sorunlar yaşamak gibi.

Bildiğimiz gibi, protestolar daha çok ekonomik taleplerle başladı; ama çok hızlı biçimde muhalif bir gündeme, rejim karşıtı bir harekete dönüştü ve temsil figürü olarak monarşist bir isim olan, 47 yıldır diasporada bulunan ve siyasi alanda çok da aktif olmamış olan Rıza Pehlevi öne çıktı. Aslında hep vardı, çünkü son şahın oğluydu. Ama hiçbir zaman gerçekten aktif olmadı, bu döneme kadar bir de şey üretmedi. Bu kez ise bir şey ortaya koydu. Buna “yeni” demek ne kadar doğru bilmiyorum, çünkü fikir olarak yeni değildi. Ama ilk kez biri açıkça “ABD ve İsrail’in desteğini alıp bu hükümeti ve rejimi göndermek istiyorum,” dedi.

Bu, süregelen baskıdan bıkmış pek çok insan için umut verici göründü. Ancak son protesto dalgasına katılanların önemli bir kısmı, İran sosyolojisinde “gri alan” diye adlandırdığımız kesimdi: Politik olmayan, ne istediğini tam olarak bilmeyen, deyim yerindeyse “uyumlu” insanlar. Onların zayıf noktası her zaman ekonomi oldu. Hareket de özellikle İran toplumundaki ekonomik hayal kırıklıkları ve huzursuzluk üzerine kuruldu. Yalnızca bunun olduğunu söylemiyorum; ama motor gücü büyük ölçüde buydu.

“İran’daki protestolara gençler, özellikle ergenler, güçlü biçimde katılıyor”

“İran toplumunu hiç bu kadar parçalanmış görmemiştim”

Elbette İran toplumunda farklı katmanlarda, özellikle siyasi düzlemde, biriken çok sayıda hoşnutsuzluk var. Üç yıl önce “Jin, Jiyan, Azadî” (Kadın, Yaşam, Özgürlük) ayaklanmasını yaşadık, çok derin ve büyük bir isyandı bu. Artçı dalgaları hâlâ sürüyor. Ama aralık sonundan bu yana, yabancı ordular ülkemizi işgal etmeye başladığından beri, İran toplumunu hiç bu kadar parçalanmış, bu kadar dağılmış, bu kadar birbirine karşı suçlayıcı görmemiştim. Süreç şimdi çok radikalleşti. Bir kesim, İsrail ve ABD destekli Pehlevi etrafında, somut bir çözüm fikriyle birleşti. Sanki bir kurtarıcı gelip bizi yenemediğimiz bu acımasız rejimden kurtaracakmış gibi bir teoriye inanıyorlar. Şahsen şunu merak ediyorum: Gerçekten mücadele edip bir şeyi yenmeye çalışan insanlar mı bunlar, yoksa kolay bir çözüm mü satın alıyorlar? “Kolay” demek istemiyorum belki ama çok somut bir reçete gibi sunuluyor: Şunu yaparız, bunu yaparız ve biter.

Aynı anda baskının düzeyi de son derece yüksekti, şiddet yoğun ve yaygındı. Elbette bunun başlıca sorumlusu baskıcı rejimdi. Ancak şiddetsiz direniş fikrinin arkasındaki temel mantık, silahı elinde tutan tarafın şiddetini daha da tırmandıracak bir zemine çekilmemekti. Çünkü biz de şiddete başvurduğumuz anda, onların çok daha sert ve ölümcül bir karşılık vereceği açıktı. Nitekim süreç tam da bu yönde ilerledi.

Öldürülen insan sayısı da kafa karıştırıcıydı. İslam Cumhuriyeti’nin resmî rakamı –ki güvenilir değil– 3 bindi. Benim şahsen güvendiğim bağımsız bir insan hakları örgütü olan İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı’nın (HRANA) son verileri 7 bin 200, ayrıca 6 bin kişi hakkında soruşturma var. Ama İsrail ve Suudi Arabistan’la ilişkili medya, internetin hâlâ kesik olduğu iki gün içinde 20 bin sayısını ortaya attı. Sonra bu sayı 30 bin, 40 bin diye büyüdü ve 90 bin ölüye kadar çıktı. Oysa bu veriler hiçbir araştırmaya ya da kanıta dayanmıyordu. Bunlar, bazı insanların “Ne oluyor?” diye şüphe etmeye başladığı anlardı.

Bu kadar büyük ve travmatik olaylar karşısında, deneyimli aktivistler bile şoktaydı. Çoğu sadece şiddeti kınamak, yas tutmak ve “insanları böyle öldürmek meşru değil” demekle yetindi. Ama ilk kez, İsrail ve ABD destekli muhalefet cephesinden çok hazırlıklı bir tepki duyduk: “Onları yeneceğiz, şunu yapmalıyız, bunu yapmalıyız…” Tam da bu protestolar sırasında Donald Trump “Devam edin, yardım geliyor,” dedi.

Bu da toplumdaki kırılma anlarından biriydi: Kimileri yardım geliyor diye çok sevindi, kimileri ise Epstein dosyalarıyla anılan bir başkandan ya da Gazze’de soykırım yürütmekle suçlanan İsrail’den gelecek yardımı sorguladı. Öte yandan İslam Cumhuriyeti’nin de ona derinden inanan ve destekleyen bir tabanı var. Son seçimde en köktendinci aday 13 milyon oy aldı.........

© Bianet