menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Galata'da 'büyük ikame'

44 0
02.05.2026

Sabahın erken saatlerinde, turist grupları kulenin altında toplanmaya ve kafelerin masaları sokakları doldurmaya başlamadan önce, eski Galata’nın silueti görünüyor. 19. yüzyıldan kalma perili Levanten binalarıyla çevrili Arnavut kaldırımlı sokaklar boş ve sessiz. Galata’nın katmanlı tarihinin sembolleri kendini gösteriyor: Eski yazıların soluk izleri, mermerlere oyulmuş Yunanca ve Ermenice yazılar; en az dört kadim cemaatin dar ve dolambaçlı sokaklarda yankılanan kilise çanları...

Ancak öğle vakti geldiğinde geçmişe dair bu anlık görüntü kayboluyor. Çünkü bu ikonik mahalle, İstanbul’un en işlek turizm hatlarından birine dönüşüyor: Kalabalık, ticari ve hayatları ile işlerini burada kurmuş insanlar için giderek daha zorlayıcı hale gelen bir yer...

İstanbul’da, şehrin çelişkilerini Galata kadar keskin bir şekilde ortaya koyan çok az yer vardır: Miras ve spekülasyon, yaratıcılık ve tüketim, aidiyet ve yerinden edilme... Son yarım yüzyılda Galata, göçmenlerin, zanaatkârların ve köklü azınlık ailelerin yaşadığı bohem bir işçi sınıfı mahallesinden, mutenalaştırma, sosyal medya trendleri ve durmak bilmeyen yaya trafiğinin şekillendirdiği küresel bir yere dönüştü.

Galata’da uzun süredir iş yeri sahibi olan üç kişinin hikâyesi, bu dönüşüme farklı açılardan ışık tutuyor: Şehre 1970’lerde gelen ve meyve tüccarlığından kafe sektörüne geçen Bayram, daha sakin ve yaratıcı bir dönemde giyim mağazası işini büyüten Sertaç ve İstanbul’un sokak kedilerine adanmış bir müze aracılığıyla Galata’da bir miras yaratmaya çalışan grafik sanatçısı Fatih. Onların hikayeleri, hayatta kalmanın hiçbir zaman garantisinin olmadığı bir mahallede koşullara uyum sağlamak ve kendini yeniden keşfetmek için ne gerektiğini irdeliyor.

Patrik: Bayram Sezgin ve Galata’nın eski günleri

Bayram, 1974’te Siirt’ten İstanbul’a geldiğinde 12 yaşında bir yetimdi. Gelir gelmez dört erkek kardeşiyle birlikte Galata sokaklarında çalışmaya başladı.

“Önce meydanda el arabalarıyla meyve satmaya başladık.” diyor şimdi 65 yaşında olan Bayram.

Meyve satmak, Siirt’ten gelen Kürt göçmenler için yaygın bir yoldu; çoğu, Unkapanı çevresinde yoğunlaşan toptan sebze-meyve ticaretini birbirlerinden görerek yapmaya başladı. Seyyar satıcılık işinin kârlı olduğu görüldü ve çok geçmeden kardeşler, Selimbey Apartmanı'nda bir dükkan açtı. İşleri kötü giden bir lokanta sahibinden bu mekanı beş bin dolara satın almışlardı.

Bayram, 1970’ler ve 80’lerdeki Galata’yı hem derin bir kültüre sahip hem de tehlikeli bir mahalle olarak betimliyor.

“O zamanlar bölge o kadar kötü durumdaydı ki, daireler bedavaya verilse bile kimse burada yaşamazdı.”

Suç ve uyuşturucuya rağmen Bayram, o dönemdeki Galata’yı insanların birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğu, çeşitlilik dolu ve kültürel açından zengin bir yer olarak tanımlıyor. Yahudi balık satıcılarını, köklü Ermeni aileleri ve zanaatkâr ağlarını hatırlıyor. Neoklasik binalar belki yıkılacak gibiydi ama mahalleyi bir arada tutan eşsiz bir sosyal doku vardı.

1990’ların sonu ve 2000’lerin başında mimarlar ve yatırımcılar, kardeşlerin ilk dükkanının bulunduğu ve şu anda İKSV’ye ait olan Selimbey Apartmanı da dahil olmak üzere Galata’nın birçok tarihi binasını satın almaya ve restore etmeye başladı. Bina el değiştirdiğinde, kardeşler hemen köşedeki daha küçük bir yere taşındı. Kiralar yükselmeye başladı ve bir zamanlar yaşanmaz olarak görülen mahalle birdenbire değerli hale geldi.

Toptan satış pazarlarından kafe kültürüne

Onlarca yıl boyunca Bayram’ın manav dükkanı, mahallenin sakinlerine ve kuleye giden az sayıdaki turiste hizmet veren merkezi noktalarından biriydi. Ancak 2010’lara gelindiğinde Galata’nın ekonomisi kesin olarak turizme kaymıştı. Uzun süredir burada yaşayanlar taşındıkça ve atölyeler kapandıkça talep de değişti:

“Eskiden insanlar Galata’da yaşıyordu, bu yüzden meyve satmak kolaydı. Ancak mahalle değiştikçe, hayatta kalmak için yeni pazara uyum sağlamam gerektiğini biliyordum."

Bayram, kira artışlarının işini gözden geçirmesine neden olduğunu kabul ediyor, ancak aynı zamanda mevcut kalabalığı bir fırsat kaynağı olarak da görüyor. 2025 yılında meyve ticaretini bırakıp Büyük Hendek Caddesi’nin köşesindeki meydanda merkezi bir köşe dükkanını devraldı ve Rodinya Galata Café’yi açtı.

“Galata’ya ilk geldiğimde bir kafe açmak imkansızdı. Kimse oturmazdı!” diyor alaycı bir şekilde, kafesinde oturmuş, şimdi meydanı dolduran kalabalığa bakarken.

Eski günlerden bahsederken kayıp hissiyle konuşmuyor. Bayram, Galata’yı bugünkü haliyle tercih ediyor.

Gerçekçi bir ifadeyle, “Artık huzur ve güvenlik var. Ve hayat daha iyi. Meyve işindeyken, toptan pazarda en iyi ürünleri seçmek için sabah 6:00’da uyanmak zorundaydık. Kafe işletmek daha kolay. Yaya trafiği, işi daha sürdürülebilir kılıyor.” diyor.

Şu anda kafede 16 kişi çalıştırıyor; bunların çoğu Siirt bölgesinden gelen genç Kürtler.

Bayram, Galata’da onlarca yıldır süren ticari başarısını, bölgeyi çok iyi tanımasına ve her yeni duruma uyum sağlamasına bağlıyor. Yeni gelenlerin çoğunun hediyelik eşya dükkanları ya da kafeler........

© Bianet