Seçici şeffaflık, sürekli karanlık
Gülistan Doku cinayetinde yıllar sonra yeni gelişmeleri endişe-umut ve merakla izliyoruz. Gündem olması, sorumluların tutuklanması, cinayetin çözümü için kapıların açılması başta aile olmak üzere adalet arayışında olan hepimiz için şüphesiz iyi gelişmeler. Dilerim sonuca da ulaşılır.
Bu kısmını geçerek, gündemin de yakıcılığı ile üç-dört temel bağlamın altını çizmek istiyorum. Çünkü bu dava bize bir değil, binlerce şey söylüyor.
İlki, adı geçen vali ve dönemine dair akılları zorlayan pratikleri. Bir çeşit tanrısal imaj çizerek, geçtiği yerlerde ayağa kalkmayanları dövdürtecek kadar tedrisatlı biri olarak akıllarda kaldı. Usulsüzlükleri için bir tarama yapmanız yeterli. Fakat en önemlisi, kendisi bu dönemde bir “kayyım” idi. Kayyım olmasına bence ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Çünkü kayyımlık tam da böyle bir şey. Her şeyi yaptığınız, devletin size karışmadığı, insan ortadan kaldırdığınız, her şeyi yapabildiğiniz bir rejim demekti. Cizre, Silopi, Yüksekova, Bağlar, Mardin… Buralarda neler neler oldu!Maalesef, büyük bir emekle DEM Parti Yerel Yönetimlerin hazırladığı raporları kimse okumadı. Tüm dehşet, kayıtlara geçirilmiş durumda. Bu insanlar Firavun’dan daha yüksek yetkilere sahipti. Sınır yoktu, neden ortadan kalkmıştı, sadece keyfiyet ve şiddet vardı. Yaşayandan mezarda olana dek uzanan bir pratikler silsilesi bu… O anlamda bugün bu vali ve etrafındaki ağı tartışırken kayyım olayının da bu olduğunu hatırlamak gerektiğini düşünüyorum.
İkincisi, devlet denen aygıt ve yarattığı dilin, gerçekleri kavramak için değil; onları değiştirmek, çarpıtmak ve üzerlerini örtmek için doğduğunu hepimiz biliyoruz. Nietzsche’ye atfedilen “Devlet, örgütlenmiş ahlaksızlıktır” sözünü önemsemek gerekiyor. Devlet çözümlemesi açısından en güvenilir analistlerin başında gelen ABD’li düşünür Charles Tilly’ye göre devlet,........
